Hacerülesved etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Hacerülesved etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9 Ekim 2014 Perşembe

Hz. Peygamber Hacerülesvedi Yerine Koyuyor


Hz. Peygamber otuz üç yaşındayken, İbn Abbas’ın rivayetine göre Hz. Fatıma’nın doğduğu yılda, Kureyş’in ileri gelenleri Kâbe’yi yeniden inşa etmeye karar verdiler. 

Hz. Muhammed Hacerülesvedi yerine koyuyor
Reşidüddin, Camiü't-tevarih, 1307
Edinburgh Üniversitesi Kütüphanesi
Kâbe şiddetli yağışın ardından Mekke’nin biraz yukarısındaki setten taşan suyun oluşturduğu selden ve buhur yakmak için içeri giren kadının elindeki zarftan Kâbe’nin örtüsüne veya kapısına sıçrayan korun etkisiyle ortaya çıkan korkutucu yangından çok zarar görmüştü; duvarlarının yıkılmasından, tavanının çökmesinden endişe ediliyordu. Kureyşliler inşa çalışmasında Kâbe’nin hazinesine göz diktiler. Ebu Leheb’in önerisiyle veya tahrikiyle inci ve mücevherlerle kaplı altın keçi heykellerini çalmaya kalkıştılar. Neticede Düveyk adındaki hırsız yakalandı ve kanunlara göre eli kesilerek cezalandırıldı. 

Ama Kureyş kararlıydı. Tam bu esnada Küçük Rum’dan Yemen’e giden, mermer, tuğla, kalas ve demir yüklü bir gemiyi rüzgâr Mekke yakınlarına sürmüş, karaya oturtmuştu. Gemideki Rum mimarın amacı Yemen’de bir kilise bina etmekti. Kureyş’ten Velid b. Muğire mimara gemiyi kurtarmak için yükünün indirilmesi gerektiğini söyledi. Bunun karşılığında mimar da Kâbe’nin inşasına nezaret etmeyi kabul etti. Ebu Tâlib, Kureyşlilerden ısrarla Kâbe’nin inşasında helal mal kullanılmasını istiyordu. Bunun üzerine gemideki kalaslar satın alındı ve onarım başladı.

Kâbe’nin duvarlarını örmek için es-Siyade Dağı’ndan taş taşınıyordu. Hz. Muhammed (s) de bu çalışmaya katıldı. Taşlar taşınırken erkekler üstlerini çıkarmışlardı; Muhammed (s) ise bir ses aracılığıyla bundan menedildi. Bu onun ilk peygamberlik alametiydi. Kureyş’in her bir boyu Kâbe’nin bir duvarını ördü, bitirdi. Sıra Hacerülesved’in yerleştirilmesine gelmişti. İleri gelenlerin her biri bu onurun kendilerine ait olmasını istiyordu. Tartışma çatışmaya, çatışma savaş yeminlerine döndü; kılıçlar çekilmişti. Bu sırada Mekke’nin en yaşlısı olan Ebu Ümeyye b. el-Muğire araya girdi ve onları Beni Şubeybe kapısından Mescidü’l-haram’a ilk girenin sözünü kabul etmeye çağırdı. Öneriyi kabul edip beklemeye koyuldular. Kapıdan Muhammed-i Emin girdi. 

Hz. Peygamber'e olayı anlattılar, ondan hakemlik etmesini istediler. Hz. Muhammed (s) bir örtü getirmelerini ve yere sermelerini istedi. Efendimizin kendi ridasını yere serdiği de rivayet edilmiştir. “Ben taşı örtünün ortasına koyacağım, sonra her biriniz örtünün bir ucundan tutup kaldıracaksınız,” dedi. Sonra kendi elleriyle taşı yerine koydu. 

Kureyş durumdan memnundu, fakat Hz. Muhammed’in içi buruktu; çünkü Hz. İbrahim’in bina ettiği kadim bina yıkılmıştı. Hz. Peygamber bu konuda Âişe'ye şöyle demişti: Kavmin küfür çağından yeni çıkmış olmasaydı, Kâbe'yi yıkar, onu İbrahim'in kaideleri üzerine yeniden bina eder, ona bir doğu, bir de batı kapısı açardım.

Ertuğrul Ertekin
________________
kaynak: Gulamrıza Efrasyabî, “Bunyan-i Kâbe 2”, Âyine-i Miras, Sayı: 24, 1383, s. 7-17; Salim Öğüt, “Hacerülesved”.

7 Ekim 2014 Salı

Abdülmuttalib'in Kâbe Emirliği



Silsilename'nin Hz. Muhammed'in soy ağacını gösteren sayfası
İstanbullu Musavvir Hüseyin, 1682
Ankara Etnografya Müzesi
Daha önce burada ilk defa Hz. Âdem tarafından bina edilen Kâbe'nin Hz. İbrahim ile Hz. İsmail tarafından yeniden inşa edildiğinden söz etmiş ve Hz. İsmail'den sonra Amr b. Luhay dönemine kadar Kâbe hizmetlerinin tarihine burada değinmiştik. Kâbe hizmetlerinin Kusay b. Kilab'dan Abdümenaf b. Kusay dönemine uzanan sürecine burada, Haşim b. Abdümenaf'tan Muttalib dönemine uzanan sürecine ise burada işaret etmiştik. Bu bölümde Peygamber Efendimizin dedesi Abdülmuttalib dönemini ele alacağız.  

Haşim b. Abdümenaf’ın oğlu, Hz. Peygamber’in dedesi Abdülmuttalib, Kureyş kabilesince seleflerinden daha çok sevildi, sayıldı. Halk onunla birlikte Sevr Dağı’na yağmur duasına çıkıyordu ve duaları kabul oluyordu. Onun döneminde zemzem kuyusu temizlendi ve arıtıldı. 

Abdülmuttalib üç kez rüya yoluyla zemzem kuyusunu bulmakla görevlendirildi. Rüyasında ona kuyunun yeri de gösterilmişti. Abdülmuttalib bunun üzerine tek oğlu Haris ile birlikte kuyuyu İsaf ve Naile putlarının yanında buldu. Kuyuyu temizlemek istediğinde İsaf ve Naile’yi kutsal kabul eden Kureyş’in engellemeleriyle karşılaştıysa da vazgeçmedi ve Amr b. Haris Cürhümî’nin kuyuya attığı Hacerülesved’i, beraberindeki değerli eşyalarla birlikte, kuyudan çıkardı. Kaynaklarda bu olayın Ebrehe'nin Kâbe'ye saldırdığı Fil Yılı'nda meydana geldiği geçmektedir. Bu olay esnasında yanında Haris dışında kimse olmadığını fark eden Abdülmuttalib, oğullarının sayısı ona ulaşırsa birini, Hz. İbrahim gibi, kurban edeceğine dair Allah’a yemin etti.

Yıllar geçti, Abdülmuttalib’in erkek çocuklarının sayısı ona ulaştı. Artık sözünde durmalıydı. Kurban edeceği oğlunu seçmek için, Arap ananesince, kuraya başvurdu ve kurada en küçük oğlu Abdullah’ın adı çıktı. Abdullah’ı kurban etmek için İsaf ve Naile’nin yakınındaki sunağa götürdüğü sırada bazı Kureyşliler ile Abdullah’ın anne tarafından akrabalarının itiraz sesleri yükseldi. Arapların kurban etme âdetini tamamıyla ortadan kaldırmak istiyorlardı. Araya giren hayırseverlerin önerisiyle Yesrib’deki kadın kâhin Seccah’ın görüşü alındı. 

Seccah, bir insanın diyetinin ne kadar ettiğini sorunca, on deve, dediler. Bunun üzerine Seccah, on deve ile Abdullah arasında kura çekilmesini salık verdi; kurada develer çıkana kadar sayı onar onar arttırılmalıydı. Kuraya başlandı ve nihayet develerin sayısı yüze ulaşınca kurada develer çıktı. Abdülmuttalib yüz deveyi kurban edip oğlunu, Hz. İsmail gibi, kurban olmaktan kurtardı. Hz. Peygamber bu konuda şöyle buyurur: “Ben iki kurbanlığın, İsmail ve Abdullah’ın oğluyum.” Bu olaydan sonra Abdülmuttalib’in daha önce Abdüddar veya Abdukusay adını taşıyan oğlu Abdullah adını aldı.

Kâbe’ye hediye edilen eşyalar kuyudan çıkınca Kureyş’ten kimileri hak iddiasında bulundular. Tartışmalar kura önerisinin kabulüyle son buldu. İran kralının hediye ettiği iki altın keçi heykeli bir tarafa, savaş silahları öbür tarafa konuldu. Beytullah, Abdülmuttalib ve Kureyş adına kura çekildi. Keçi heykelleri Beytullah’a, savaş silahları Abdülmuttalib’e çıktı; Kureyş nasipsizdi. Abdülmuttalib savaş silahlarını satıp Beytullah’ın hazinesi yaptı ve keçi heykellerini Kâbe’nin kapısına asarak Kâbe’yi süsleyen ilk insan oldu. 

Abdülmuttalib’in Kâbe’nin emirliğini yaptığı dönemde büyük bir hadise meydana geldi. Kur’ân’da Fil Suresi’nde anlatılan bu hadise Ebrehe el-Esrem’in Kâbe’yi yıkmak amacıyla fillerle Mekke’ye saldırmasıdır. Bu hadiseden ileride söz edeceğiz. 

Abdülmuttalib’e “İkinci İbrahim” adı verilmişti. Putperestliği bırakmış, Allah’ı bir olarak kabul etmişti. Kanunları tanır, kanun koyardı. Koyduğu bazı kanunlar İslâm’dan sonra da uygulandı. Bazı zamanlar, torunu Muhammed (s) ile birlikte Hıra mağarasına gider, tefekküre dalardı. Kimi zaman Kâbe’nin gölgesine yaydığı bir kilim üzerinde, kimi zaman da darünnedvede, bazen torununu da yanına alıp, halkın sorunlarını dinlerdi. Hırsızları ve kötü kadınları Mekke’den çıkarmış, hacıların Kâbe’yi çıplak tavaf etmelerini yasaklamıştır. 

Abdülmuttalib, çok sevdiği torunu Muhammed’i (s) amcası Ebu Tâlib’e emanet ettikten sonra 120 veya 140 yaşında vefat etti.

Ertuğrul Ertekin

________________
kaynak: Gulamrıza Efrasyabî, “Bunyan-i Kâbe”, Âyine-i Miras, Sayı: 23, 1383, s. 7-26; H. Ahmet Sezikli, “Abdülmuttalib”; Muhammed Taki Rehber, Emakin ve Asar: Zemzem der Tahavvulat-i Tarih, Mikat-ı Hac, 1379, Sayı: 32, s. 85-102.