Zeydîlik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Zeydîlik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2 Ekim 2014 Perşembe

Kitap Tanıtımı: İsa Doğan, İmam Zeyd b. Ali


İsa Doğan, İmam Zeyd b. Ali, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları, Ankara, 2009, 382 s.

Eser,  önsöz ve giriş ile birlikte toplam üç bölüm ve iki kısım ekten oluşmaktadır. Yazar, önsözde dile getirdiği gibi, İslâm dininin âlim bir şahsiyeti olarak İmam Zeyd b. Ali’nin ilmî ve bilimsel yönünü bütün ayrıntılarıyla ortaya koyma ve bu doğrultuda okuyucuyu aydınlatma amacı gütmektedir. Yazara göre İmam Zeyd b. Ali’yi, araştırma ve incelemeye dayalı akılcı-bilimsel sistemin ilk temsilcilerinden saymak ve onu bu yönüyle Ehl-i Beyt içinde yetişen ilk İslâm bilgini ve mütefekkiri olarak değerlendirmek mümkündür.

Yazar, eserin giriş bölümünde İmam Zeyd b. Ali doğmadan önceki İslâm toplumunun siyasal ve kültürel durumuna açıklık getirmeye çalışmakta ve Zeyd b. Ali’nin bu toplum içindeki önem ve değerine çok net olarak vurgu yapmaktadır.

İmâm Zeyd b. Ali’nin hayatı, yetiştiği ortam ve bilimsel kişiliğinin bütün detaylarıyla işlendiği birinci bölümde yazar, Zeyd b. Ali’nin çocuklukta tanıştığı sosyal ve kültürel ortam ile yaşamış olduğu siyasal atmosfer hakkında bilimsel bazı tespitlerde bulunmaktadır. Yazar, bu tespitleriyle İmam Zeyd b. Ali’nin içinde yetiştiği sosyal ortam ve yaşamış olduğu siyasal ve inançsal etkenler dolayısıyla kişiliğinin ve karakterinin önemli ölçüde şekillendiği kanısına varmaktadır. Öyle ki, yazara göre İmâm Zeyd b. Ali, bilimsel kişiliği ve ilmî görüşleri noktasında hemen hemen bütün çevrenin ve ilim adamlarının ilmî ve dinî saygınlığını kazanmış, hatta bilimsel bir otorite olarak da kabul edilmiştir.

Yazar, ikinci bölümde ise, İmam Zeyd b. Ali’yi tanıtma hususunda belki de içerik olarak en önemli konu olan Zeyd b. Ali’nin kelâmî ve siyasî görüşlerini incelemeye koyulmaktadır. Bu meyanda yazar, İmâm Zeyd b. Ali’nin görüşlerinin temelini oluşturan tevhid, adalet, vad ve vaîd ve emri bi’l-maruf ve’n nehyi ani’l-münker gibi temel ilkeleri açıklamaya çalışmakta ve bu ilkelerin daha sonradan oluşacak olan Zeydiyye mezhebinin temel yapı taşı haline geldiğine dikkati çekmektedir. Yazar, sayılan ilkeler çerçevesinde Zeyd b. Ali’nin Kur’ân ve hadis merkezli bir din anlayışı ortaya koymuş olduğu görüşündedir. Çünkü o siyasal ayrışmaların ve inançsal kamplaşmaların belirmesi ve şekillenmesinde birincil derecede etkili temel problem olan hilâfet sorununun dinsel bir sorun olduğunu söyleyen ilk kişidir.  Zeyd b. Ali’ye göre hilafet ve imametin ölçüsü ilimdir. Buna göre, insanların en âlim olanının halife olması ya da bu makamda bulunması gerekir.

Yazar, eserinin üçüncü bölümünde de, Zeyd b. Ali’nin Kur’ân’ı tevîl ve bazı ayetleri tefsir yöntemi üzerinde durmakta ve özellikle de onun, Kur’ân’ı tevil anlayışına yoğunlaşmaktadır. Zira, yazara göre, Kur’ân’ı tevil konusunda Kur’ânî ve peygamberî bir usul izleyen Zeyd, tevilin âlimlere has bir özellik ya da onu âlimlerin yapabileceği kanısındadır.

Yazar, eserin sonunda iki kısımdan oluşturduğu ek kısımlarından birincisinde Zeyd b. Ali’nin şiir ve dualarını; ikincisinde ise, onun bazı Kur’ân âyetlerini tefsirine ilişkin örnekler sunmaya çalışmaktadır.
__________________
Bu yazıdaki bilgiler, Ertuğrul Ertekin tarafından, Hüseyin Doğan'ın Usul Dergisi için kaleme aldığı kitap tanıtımı yazısından derlenmiştir. Kitabın içeriği hakkında daha fazla bilgiyi buradan alabilirsiniz. 

Kitap Tanıtımı: Resul Öztürk, Kâsım er-Ressî ve Zeydiyye Kelâmı


Resul Öztürk, Kâsım er-Ressî ve Zeydiyye Kelâmı, Ahenk Yayınları, Van 2008, 227 s.

Resul Öztürk tarafından kaleme alınan ve Kâsım er-Ressî ve Zeydiyye Kelâmı adını taşıyan bu çalışma önsöz, giriş, üç ana bölüm ve sonuç şeklinde tertiplenmiştir.

Eserin önsözünde, İslâm düşünce tarihinde birtakım kültürel, siyasî ve sosyal nedenlerle Müslüman düşünürler arasında görüş ayrılıklarının ortaya çıktığına dikkat çeken yazar, bu çerçevede İslâm düşüncesinin ana damarını oluşturan Sünnî anlayışın yanında önemli bir yorum şekli olarak Şia’yı ve onun alt gruplarından olan Zeydiyye’yi zikreder. Zeydiyye’nin, Ehl-i sünnet, Mutezîle ve Şia üçgeni içerisinde orta bir yerde durduğunu belirten yazar, bu eserinde Zeydiyye’nin kelam konularına getirdikleri yorumu ve bu yorumun en önemli temsilcisi olan Kâsım er-Ressî’yi ve kelâmî görüşlerini anlatmayı hedeflemektedir.

“Zeydiyye Mezhebi ve Kelâmî Görüşleri” başlığını taşıyan giriş kısmında konu üç alt başlıkta ele alınmakta ve her bir başlık kendi içinde müstakil olarak incelenmektedir. Bu bölümde ana hatlarıyla Zeydiyye mezhebi ve kelâmî görüşleri ile mezhebin önemli âlimleri ele alınarak, Ressî’nin görüşlerini ve onun Zeydiyye kelâmına katkılarını anlamada bir zemin oluşturulması hedeflenmiştir.


İlk bölümde Zeydiyye, tarihî veriler doğrultusunda tanıtılmaya çalışılmıştır. Yazara göre Zeydî yorum şekli, hem Mu’tezîlî anlayışın bir tonu olması hem de Sünnî anlayışa yakın olması bakımından büyük önem taşımaktadır. Zeydiyye’nin Şiî mezhepler arasında en mutedili olarak bilindiğini ifade eden yazar, bunun nedenini hilafetin Hz. Ali’nin hakkı olmakla birlikte ilk halifelerin de Kur’an ve Sünnet ile hareket eden meşru halifeler olduğunu ileri sürmelerine ve bu görüşü diğer Şiî fırkalarına karşı savunmalarına bağlar.

Zeydîlerce ziyaret edilen 
Hasan b. Ali en-Nasırü'l-Hakk'ın (öl. 304) kabri
İran, Âmul
“Ana Hatlarıyla Zeydiyye’nin Kelâmî Görüşleri” başlıklı ikinci bölümde mezhebin temel görüşleri ele alınmış ve karşılaştırmalar yapılarak açıklanmaya çalışılmıştır. Bu bağlamda Zeydiyye’nin usûlü’d-dîn olarak benimsediği “tevhid, adalet, va’d-vaîd, emr-i bi’l-ma’ruf ve nehy-i ani’l- münker, imâmet” olmak üzere beş temel prensipleri ele alınırken; “akıl ve el-menzile beyne’l-menzileteyn” konularına da yer verilmiştir. Yazara göre Zeydî âlimler, beş temel prensibi “tevhid” ve “imâmet” olmak üzere iki temel inanç halinde yorumlamışlardır. “Emr-i bi’l-ma’ruf ve nehy-i ani’l- münker” konusunda Mutezîle’nin görüşlerini kabul eden Zeydî âlimler, bu ilkeyi hem dinî hem de siyasî boyutuyla kurumsallaştırmaya çalışmışlar, bunun bir sonucu olarak Muhtesiblik kurumunu oluşturmuşlardır. 


Yazara göre Zeydî âlimler, Mutezîle’nin beş prensibi arasında yer alan “el-menzile beyne’l-menzileteyn” prensibini Zeydiyye’nin temel bir ilkesi olmasa da kabul etmişler ve bu konuda Mutezîle gibi düşünmüşlerdir. Ancak bu prensibi daha çok imamet konusuna tatbik etmişler, Mutezîle gibi müstakil bir ilke olarak değerlendirmişlerdir. Diğer bütün Şiî fırkalar gibi Zeydiyye’nin de temel görüşünü “imamet” konusunun oluşturduğunu ifade eden yazar, Zeydiyye’nin Mutezîle’den ayrıldıkları en belirgin konunun imamet olduğunu dile getirir. Zeydî âlimlerin imamet konusundaki en belirgin görüşü efdal ve mefdul imam görüşüdür. Hz. Peygamberden sonra Hz. Ali’nin en faziletli kişi kabul edilmesi, onun efdal kişi olması demektir. İlk iki halifenin Hz. Ali’den daha az faziletli olmaları onların mefdul olmaları demektir. Dolayısıyla Zeydiyye, efdal varken mefdul olanın imametini caiz görmüştür. “Zeydiyye-Mu’tezîle İlişkisi” başlığını taşıyan üçüncü kısımda Zeydiyye’nin Mutezîle’den etkilendiği hususlar ile onlardan ayrıldığı hususlara yer verilmiştir.

Çalışmanın esasını oluşturan “Kâsım er-Ressî’nin Hayatı ve Eserleri” başlığını taşıyan birinci ana bölümde konu üç alt başlıkta ele alınmakta ve her bir başlık kendi içinde müstakil maddeler halinde işlenmektedir. Burada genel olarak Kâsım er-Ressî’nin hayatı, tahsili, hocaları, talebelerinin yanı sıra yaşadığı çevre ve sosyokültürel ortama ilişkin açıklamalarda bulunulmuştur. Ayrıca Ressî hakkında batıda ve İslâm dünyasında yapılan çalışmalar irdelenmiş ve tek tek tanıtılmaya çalışılmıştır. “Eserleri” adını taşıyan bölümde ise, Ressî’nin, genelde İslâm düşüncesi özelde Zeydî düşünce içindeki konumunun daha iyi anlaşılabilmesi için akademik ilgi alanı ve eserleri hakkında doyurucu bilgiler verilmiştir.

“Ressî’nin Kelâm Metodu, Bilgi Kaynakları ve İstidlâl Yöntemleri” başlığını taşıyan ikinci ana bölümde ise Ressî’nin kelâm metodu ve Mutezîle-Zeydiyye etkileşimi üzerinde durulmaktadır. Konu üç alt başlıkta ele alınarak işlenmektedir.

“Kelâm Metodu” ismini taşıyan ilk bölümde onun yaşadığı çevre, sosyokültürel hayat ve onun yaşadığı dönemde sınırlı kalmak kaydıyla Abbasîler dönemi hakkında genel bir malumat verilmektedir. Bu bağlamda Ressî’nin yaşadığı III./IX. asrın, çeşitli İslâmî ilimlerin büyük gelişme gösterdiğine özellikle de kelâm ilminin sistemleştiğine ve bazı itikâdî fırkaların kurulup geliştiğine dikkat çekilmektedir. Ayrıca dönemin kültürel hareketliliği açısından fikir vedüşünce hürriyetinin var olduğuna ve fırkalar arası ilmî münazara ve tartışmalara imkân tanındığına işaret edilmekte ve bu düşünce ve fikir atmosferinden Ressî’nin yeterince faydalandığına dikkat çekilmektedir.

“Bilgi Kaynakları” adlı ikinci kısımda yazar, onun, kendine özgü bir tasnifle bilgi vasıtalarını sahih ve fasit şekliyle sekize ayırdığını dile getirerek bilgi vasıtalarından sahih ve fasit olanlarını nedenleri ile birlikte değerlendirmeye çalışmaktadır.

“Ressî’nin Beş İlkesi ve Zeydiyye-Mutezîle İlişkisindeki Rolü” başlığını taşıyan üçüncü kısımda, Ressî’nin kendine özgü yorumuyla beş ilkesi ve Zeydiyye-Mutezîle etkileşimindeki rolü incelenmiştir. Yazara göre Ressî’nin kendi sistematiği içerisinde yer alan “tevhid”, “adalet” ve “va’d-vaîd” olmak üzere ilk üç prensip konusundaki görüşleri Mutezîle’nin görüşleri ile birebir örtüşmektedir. Ancak onun benimsediği Kur’ân ve Ahkâm/hükümler prensibi ise Ressî’ye özgü olup Mu’tezîle’nin beş ilkesi içersinde yer almaz. Yazar bu noktadan hareketle Ressî’nin benimsediği son iki prensibin, onun Zeydiyye’den sayılmasına neden olan temel Zeydî görüşler olduğuna işaret eder.

“Ressî’nin Sistematik Kelâma İlişkin Görüşleri” başlığını taşıyan üçüncü ana bölümde konu, beş alt başlık halinde ele alınmış ve her bir başlık kendi içinde müstakil maddeler halinde incelenmiştir. Bu bölümde genel olarak temel İslâmî meselelerde ne tür farklılıklar olduğuna ışık tutabilmek için Ressî’nin “ilâhiyât”, “nübüvvet” ve “semiyyât” görüşleri ayrıntılı sayılabilecek bir şekilde incelenmiştir. Ayrıca Zeydiyye inanç sisteminde önemli bir yeri olan “imâmeti” Ressî’nin nasıl değerlendirdiği ve nasıl bir açılım sağladığı ele alınırken; onun, kelâm problemlerine yaklaşımlarına da yer verilmiş, konu “iman-amel ilişkisi”, “kader ve insan özgürlüğü”, “büyük günah”, “hüsün-kubuh” meseleleri çerçevesinde işlenmiştir. “İlâhiyât” başlığını taşıyan bölümde, Ressî’nin varlık ve Tanrı anlayışı, Allah’ın varlığını ve birliğini ispatta kullandığı deliller, Allah’ın isimleri ve sıfatları, Allah’a şey denilmesi ve Ru’yetullah gibi konular incelenmiştir. Eserin büyük bir bölümünü bu konulara ayıran yazar, Allah’ı inkâr edenler ile teşbih ve tecsime düşenlerin Ressî’nin birinci derecede muhatapları olduğuna işaret etmektedir.

“Nübüvvet” adını taşıyan bölümde yazar, Ressî’nin konuyla ilgili görüşlerini ayrıntılı bir şekilde ele almıştır. Bu anlamda yazar, nübüvvet bahsini; Allah’a şükretme, mucize ve ismet/masum çerçevesinde ele alarak onun konuya dair yaklaşımlarını incelemiştir. Yazara göre Ressî, Allah’ın peygamber göndermesini, nimetini tamamlamasının bir gereği olarak görmüş ve bunu kulların Allah’a nasıl şükredeceği bağlamında ele alarak izah etmiştir. Yazar daha sonra Ressî’nin, Zeydiyye’nin Mu’tezîle’den ayrıldıkları en belirgin konu olarak kabul edilen “imamet” hakkındaki görüşlerini de ele alarak, onun, “bir kısım insanların diğerlerinden üstün olduğu” ön kabulü ile imamet konusunu ele aldığını dile getirir. “Kelâm Problemlerine Yaklaşımı” adını taşıyan son bölümde yazar, Ressî’nin kelâm ilminin temel problemleri olan “iman”, “iman-amel ilişkisi”, “kader ve insan özgürlüğü”, “büyük günah”, “hüsun-kubuh”gibi konular hakkındaki görüşleri etrafında Mutezîle’nin görüşleriyle zaman zaman kıyaslamaya giderek onun zikredilen konuları nasıl değerlendirdiğini ve bu konulara nasıl bir açılım sağladığını sergilemeye çalışmıştır.
________________
Bu yazıdaki bilgiler, Ertuğrul Ertekin tarafından, Recep Önal'ın Usul Dergisi için kaleme aldığı kitap tanıtımı yazısından derlenmiştir. Kitap hakkında ayrıca eser ayrıntılarına bakılabilir.

22 Eylül 2014 Pazartesi

Şiî Fırkalar: Kumeyliyye


Kumeyl b. Ziyad'ın Kufe'deki türbesi
Hz. Ali’nin yakın sahabîsi Kumeyl bin Ziyad’a nispet edilen Şiî fırka

Hicrî üçüncü yüzyılın ilk yarısında yaşayan Cahiz, Kumeyliyye adında bir fırkadan söz eder (Kitabü’l-Hayevan, Kahire 1938, c. 2, s. 269). Cahiz’in kaydettiğine göre bu fırka mensupları ister kaim olsun (kıyam etsin) ister kaid olsun (kıyam etmesin) her zaman halkın kendisine müracaat edebileceği bir imamın var olması gerektiğine inanırlar.

Cahiz, Kumeyliyye mensuplarının vekâlet veya niyabet yoluyla imameti caiz görmediklerini ilave eder. Bu konu Abbasî inkılâbının başlangıcında tartışılmıştır. Muhtemelen bu inanç, Kumeyl’in Hz. Ali’den naklettiği hadisteki mezkûr cümleyle irtibatlıdır ve ilk Şiîlerin “zuhur ve mağmur” ifadesini nasıl algıladıklarını göstermektedir. Muahhar dönemde İmamî ulema, daha önce “hazır olan ancak tanınmayan ve faal olmayan” anlamına gelen mağmur sözcüğünü gaib anlamında tefsir etmiş ve hadisi muhalifleriyle giriştikleri fırkasal münazaralarda kullanmışlardır. 

İbn Kiba (hicrî üçüncü yüzyıl sonu, dördüncü yüzyıl başı) İmamiyye’nin her zaman imamın zahir ve hazır olması gerektiğini savunurken şimdi niçin gaib imama inanmaya başladıklarını soran Zeydî muhalife cevaben şöyle yazar: “İmamiyye daima imamın ya zahir ve meşhur ya da gaib ve mağmur olduğuna inanmıştır. Bu konuda Kumeyl b. Ziyad’ın hadisinden başka bir senede sahip olmasaydık dahi bu bize yeterdi.” (İbn Kiba, Nakzu Kitabi’l-İşhad, H. Modarressi: Crisis and Consolidation in the Formative Period of Shi’ite Islam içinde, s. 187)

Ertuğrul Ertekin
________________
bkz. Hossein Modarressi, Tradition and Survival: A Bibliographical Survey of Early Shi’ite Literature, c. 1, s. 77 (Farsça tercümesi: Miras-ı Mektub-i Şia, çev. Seyyid Ali Kıraî-Resul Caferiyan, c. 1, s. 119).

19 Eylül 2014 Cuma

Zeydîlik Atölyesi (İstanbul, 15 Mayıs 2010)


15 Mayıs 2010 tarihinde Bilim ve Sanat Vakfı'nda (BİSAV) Zeydîlik Atölyesi düzenlendi. Atöl­ye­de, Zey­dîlik mez­he­bi ta­rih­sel ge­li­şi­mi içe­ri­sin­de ele alın­dı ve baş­ta Zeyd b. Ali ve Ka­sım er-Res­sî ol­mak üze­re, önem­li tem­sil­ci­le­ri ve bun­la­rın ke­lâm, tef­sir, ha­dis ve fı­kıh gi­bi ilim­le­re da­ir yak­la­şım­la­rı, Tür­ki­ye’nin çe­şit­li üni­ver­si­te­le­rin­den ge­len ve ça­lış­ma­la­rı­nı bu ko­nu­lar üze­rin­de yo­ğun­laş­tır­mış olan aka­de­mis­yen­ler ta­ra­fın­dan tar­tı­şıl­dı. Atölyenin programı şöyleydi: 

Açılış Oturumu 
Açılış Konuşması: Eyyüp Said Kaya 

I. Oturum
Oturum Başkanı: Mehmet Ali Büyükkara
Eren Gündüz: “Zeyd b. Ali ve İslâm İlimleri Tarihindeki Yeri”
Hasan Yaşaroğlu: “Taberistan Zeydiliği” 

II. Oturum 
Oturum Başkanı: Ali Hakan Çavuşoğlu
Yusuf Gökalp: “Zeydiliğin Yemen’de Yayılışı ve Kurumsallaşması”
Mehmet Ünal: “Zeydi Tefsirinin Karakteristikleri” 

III. Oturum 
Oturum Başkanı: Prof.Dr. Bilal Aybakan
Mehmet Ümit: “Zeydiyye – Mutezile Etkileşimi ve Kasım er-Ressî”
Resul Öztürk: “Kasım er-Ressî’nin Sistematik Kelama İlişkin Görüşleri” 

IV. Oturum 
Oturum Başkanı: Sami Erdem
Kadir Demirci: “Zeydiyye’nin Hadis Anlayışı”
Fatih Yücel: “Zeydi Usûlünde Kaynak Anlayışı” 

Değerlendirme Oturumu 

Sümeyye Onuk Atölyeyi BİSAV Bülten'e değerlendirdi.

*
Bilim ve Sanat Vakfı Medeniyet Araştırmaları Merkezi’nin (MAM) 15 Mayıs 2010’da gerçekleştirdiği Zeydîlik Atölyesi, MAM koordinatörü Yrd. Doç. Dr. Sami Erdem’in ve atölye koordinatörü Dr. Eyyüp Said Kaya’nın açılış konuşmalarıyla başladı. Bir yıldır Dr. Kaya’nın koordinatörlüğünde Medeniyet Araştırmaları Merkezi bünyesinde sürdürülen “Modernizm Öncesi Islah Hareketleri” atölyesi, modern dönem öncesinde ortaya çıkan, İslâm medeniyetinin ana damarını oluşturan ilmî geleneğe esaslı tenkitler getiren ve modern İslâm düşüncesinin başlıca atıf kaynağı haline gelen “tecdid hareketleri”ni incelemek amacıyla yola çıkmış ve bu bağlamda ilk olarak Şevkânî’yi gündemine almıştır. Şevkânî’nin ve görüşlerinin daha iyi anlaşılabilmesi; kimlerle ne için, nasıl ve ne gibi şartlarda mücadele ettiğinin belirginlik kazanabilmesi için, müellifin yaşadığı coğrafya olan Yemen’in ve Yemen’deki hâkim mezhep konumundaki Zeydîliğin daha yakından tanınması ihtiyacı hâsıl olmuştur. Bu amaçla Türkiye’de Zeydîlik konusundaki birikimden istifade etmek için düzenlenen atölyenin dört oturumunda toplam sekiz tebliğ sunuldu.

Prof. Dr. Mehmet Ali Büyükkara başkanlığındaki ilk oturumda Eren Gündüz ve Hasan Yaşaroğlu tebliğlerini sundular. Gündüz, “Zeyd b. Ali ve İslâm İlim-leri Tarihindeki Yeri” başlıklı tebliğinde ilk olarak Zeyd b. Ali’nin (öl. 122/740) hayatından ve siyasî görüşlerinden bahsetti. Ehl-i Sünnet ve Şia nezdinde muteber bir isim olan Zeyd b. Ali’ye göre, imamet için ayaklanma (hurûc) şarttır. Hz. Peygamber halife olarak yerine Hz. Ali’yi bırakmıştır; ancak fitneyi teskin etmek için hilafet Hz. Ebu Bekir’e ve Hz. Ömer’e verilmiştir ve bu iki halifenin hilafetleri sahihtir. İmamet için Alevî-Fâtımî olmaya gerek yoktur. Gündüz, Zeyd b. Ali’nin siyasî görüşlerini bu cümlelerle aktardıktan sonra ona nispet edilen el-Mecmû‘u’l-fıkhî adlı eserin karakteristiklerini anlattı. Buna göre mezkûr eser, fıkıh ve hadis alanındaki ilk tedvin olduğunun iddia edilmesi, Zeydîlerde Kur’an’dan sonra en önemli kaynak kabul edilmesi, Sünnî literatüre yer vermediği halde Sünnî ve Şiî fıkhıyla uyumlu rivayetlerin yer alması, ravilerinin Sünnî muhaddislerce güvenilir kabul edilmemesi, tasnifinin ilk dönem kitaplarıyla uyumlu olması ve senette Ehl-i Beyt dışında kimsenin bulunmaması gibi özellikleriyle dikkat çekmektedir.

İlk oturumun ikinci konuşmacısı Yaşaroğlu, “Taberistan Zeydîliği” başlıklı tebliğinde, Zeydîliğin ilk olarak Abbasilere karşı yürütülen isyanlar sonucunda takibattan kaçarak Taberistan’a gelen Hasan b. Zeyd tarafından h. 250 yılında kurulduğunu ve bunun tarihteki ilk Ehl-i Beyt devleti olduğunu belirtti. Devletin kuruluşundan yirmi yıl kadar sonra Hasan b. Zeyd vefat edince yerine kardeşi Muhammed imam olmuştur. Ancak onun zamanında, h. 287 yılında Taberistan, Sâmânîler’in eline geçmiş ve devlet inkıtaya uğramıştır. H. 301 yılında Taberistan’ı tekrar ele geçiren Zeydîler ikinci kez aynı bölgede devlet kurmuşlardır. Bu şekilde sürekli bir mücadele ve savaş halinde bulunan Zeydîlerin h. 316 yılında Taberistan’daki hâkimiyetleri tamamen sona ermiş ve Deyleman’a göç etmişlerdir. 10. yüzyıla kadar bu bölgede yaşamayı başarmışlarsa da, Safevîler’in etkisiyle ortadan kalkmış ve İmamiyye’nin İsnaaşeriyye fırkasına dönüşmüşlerdir.

Dr. Ali Hakan Çavuşoğlu’nun başkanlığında gerçekleştirilen ikinci oturumun ilk tebliğcisi Yusuf Gökalp “Zeydîliğin Yemen’de Yayılışı ve Kurumsallaşması” başlıklı bir sunum yaptı. Gökalp, İmam Yahya’nın bölge kabilelerinden birinin daveti üzerine Yemen’e gittiğini ve o bölgedeki Zeydîleri bir araya toplayarak Yemen Zeydî devletini kurduğunu ifade etti. Kuruluşunda bir imamın etkili olması, Zeydîlerden bahsedilirken aynı zamanda imamlardan da bahsedilmesini sağlamış ve İmam Yahya ile birlikte Zeydiyye’nin mezhep esasları arasına “imamet” de dâhil edilmiştir. Bu dönemlerde Yemen’deki Karmatiler ile yoğun mücadele eden Zeydîler daha sonraları bilhassa Sa‘da merkezi ile civarına yerleşmiş ve buradaki hâkim kültür olmuşlardır. İmam Yahya’dan sonra Kasım b. Ali, Yemen’deki Zeydî iktidarını yeniden sağlamlaştırmıştır. Bu dönemlerde, ilim adamlarının yoğun olarak yaşadığı dâru’l-hicreler kurulmuş, Taberistan ve Hicaz Zeydîleri de gruplar halinde Yemen’e gelmeye başlamışlardır. Zeydîliğin, mezhepler tarihi geleneğinde Şiî bir fırka olarak anıldığını söyleyen Gökalp, Zeydî isyanların esas itibarıyla iktidara karşı olduğunu ve Zeydîlerin diğer mezheplere karşı genelde ılımlı ve uzlaşmacı bir tavır benimsediğini belirtti. Gökalp’e göre Zeydîlik, politik, karizmatik ve liderci din anlayışının temsilcisi olarak dikkat çekmektedir.

“Zeydî Tefsirinin Karakteristikleri” başlıklı bir tebliğ sunan Mehmet Ünal ise, Kasım er-Ressî ile birlikte Zeydiyye arasında Mutezilîliğin öne çıktığını, bu anlayışın tefsire de yansıdığını belirtti. Zeydîlerin kendilerine has kâmil bir tefsir eseri bulunmamaktadır; zira Zeydî müfessirler Zemahşeri’nin el-Keşşaf adlı tefsirine itibar etmişler ve onu yeterli görmüşlerdir. Ünal’a göre, bunda, Zemahşeri’nin hocası Hâkim el-Cüşemî’nin Zeydî bir müfessir olmasının etkisi olabilir. Mutezilî itikadla çerçevelenen Zeydî tefsir anlayışı, Ehl-i Beyt merkezli bir indirgemeciliğe sahiptir. Zeydîlere göre, rahmet ve övgü içeren âyetlerin neredeyse tamamına yakını Hz. Ali hakkında nâzil olmuştur. Yine Mutezilî itikadın bir sonucu olarak usul-i hamse ile bağdaşmayan tüm âyetler tevil edilmiştir.

Prof. Dr. Bilal Aybakan başkanlığında gerçekleştirilen üçüncü oturumda ise Zeydiyye’nin kelâm anlayışı üzerinde duruldu. “Zeydiyye-Mutezile etkileşimi ve Kasım er-Ressî” başlıklı bir tebliğ sunan Mehmet Ümit, Zeydiyye ve İmamiyye’nin imamet anlayışlarını mukayese ederek konuşmasına başladı. Zeydîlerde imamların masum kabul edilmediğini, bilgilerinin vehbî değil kesbî olduğunu ve sayılarının 12 ile sınırlandırılmadığını belirtti. Daha sonra Zeyd b. Ali ile Vâsıl b. Atâ ilişkisine değinerek, Zeyd b. Ali’nin Vâsıl b. Atâ’nın öğrencisi olduğu görüşünün ilk defa Şehristânî tarafından gündeme getirildiğini, ancak çağdaş araştırmacılardan Ebû Zehra gibi âlimlerce bunun kabul edilmediğini ifade etti. Ebû Zehra’ya göre, iki âlimin arasındaki ilişki hoca-öğrenci münasebeti şeklinde değil de birlikte müzakere şeklindedir. Zeyd b. Ali zamanında usul-i hamseden biri olan “el-menzile beyne’l-menzileteyn” ilkesi kabul edilmemişken sonraki dönemlerde bu ilke de benimsenmiştir. Fakat yine de bu ilkenin sadece büyük günah işleyenler hakkında geçerli olduğu ve Hz. Ali ile savaşanlar için söylenemeyeceği görüşündedirler. İlk Zeydîler daha çok Cebriyye’ye yakınken, Kasım er-Ressî ile birlikte Mutezilî tavır etkisini güçlü bir şekilde hissettirmiştir.

İkinci konuşmacı Resul Öztürk ise, “Kasım er-Ressî’nin Sistematik Kelama İlişkin Görüşleri” hakkında bir tebliğ sundu. Zeydî kelâmını ilk sistematize eden kişi olarak nitelenen Kasım er-Ressî’nin tam anlamıyla bir kelâm âlimi olduğunu ve imamet hususları dışında Mutezilî anlayışı bir bütün olarak benimsediğini ifade eden Öztürk, Ressî’nin metod olarak aklı ve Kur’an’ı esas aldığını ve kelâm sistematiğini tevhid ile imamet üzerine şekillendirdiğini belirtti. Ressî’ye göre Allah’ın sıfatları zatının aynıdır; Kur’an mahlûktur; ru’yet mümkün değildir; istitaat fiilden öncedir; amel imandan bir cüzdür.

Yrd. Doç. Dr. Sami Erdem’in başkanlık ettiği son oturumda ise, Kadir Demirci “Zeydiyye’nin Hadis Anlayışı” başlıklı sunumunda Zeydîlerin müstakil bir hadis usûlü literatürünün bulunmadığını, bu alanın fıkıh usûlü içinde devam ettiğini belirtti. Demirci’ye göre bunda, Zeydîlerin isnad tenkidine çok fazla önem vermemelerinin, metin tenkidini isnad tenkidine öncelemelerinin ve Ehl-i Beyt ravilerinin rivayetlerine itimad etmelerinin etkisi olmuş olabilir. İlk dönem Zeydîlerinde hadisin sahih kabul edilmesindeki temel ilke hadisin Kur’an’a arzıdır. Ancak sonraki dönemlerde bu anlayışta bazı kırılmalar yaşanmış ve bunun dışında bir takım başka kriterler de göz önüne alınmıştır. Ahmed b. İsa’nın fıkıh bablarına göre tasnif ettiği el-Emâlî adlı eseri Zeydiyye’nin temel hadis kitabı olma özelliğini taşımakta ve mezhebin Sahîh-i Buhârî’si olarak anılmaktadır. Eserde hadislerin Ehl-i Beyt ravilerinden oluşan isnadları zikredilmiştir. Daha sonra, başka bir Zeydî âlim el-Emâlî’de yer alan hadisleri tahric ederek Sünnî hadis literatüründeki kaynaklarını göstermiş ve sonuçta el-Emâlî’de yer alan hadislerin tamamına yakınının Sünnî literatürde de yer aldığı ortaya çıkmıştır.

İkinci konuşmacı Fatih Yücel ise, “Zeydî Usûlünde Kaynak Anlayışı” başlıklı sunumda, hicrî 2, 3 ve 5. asırlarda Zeydîliğin kaynak anlayışında kırılmalar yaşandığını belirtti. “Kurucu Devir” olarak nitelenen İmam Zeyd b. Ali döneminde (h. 2. asır) kitap, sünnet, icma ve kıyas şeklinde sade bir yapı arzeden kaynaklar, h. 3. asra tekabül eden “kelâm tesirindeki dönem”de akıl, kitap, sünnet, icma ve kıyas şeklinde değişmiştir. “Klasik tasnif dönemi” olarak nitelenen ve ağırlıklı olarak mütekellimîn yönteminin usûl-i fıkh tasnifinin benimsendiği h. 5. asırda Zeydî usulcülerin kaynak anlayışı genişleyerek ıstıshâb ve istihsân gibi metodlar da kaynaklar arasına dâhil edilmiş ve bu dönemle birlikte büyük oranda İbnü’l-Hâcib’in el-Muhtasar’ının sistematiği benimsenmiştir. Son devir olan “çağdaş dönem”de ise ilmî bir canlılık zuhur etmiş, akıl yeniden kaynaklar arasına girmiş ve “hadislerin Kur’an’a ve akla arzı” gibi yöntemler öne çıkmıştır. Yücel, Zeydî usûlünün Sünnî usûlden ayrıldığı iki temel nokta olarak Ehl-i Beyt icmaının da kaynaklar arasında yer almasını ve Hz. Ali’nin ictihadlarının âhad haber seviyesinde kabul edilmesini zikrederek tebliğini sonlandırdı.

Atölye’nin sonunda bir değerlendirme oturumu yapılarak, Dr. Eyyüp Said Kaya’nın sorduğu “Zeydîlik üzerine çalışan kurumlardan hangileri dikkate alınmalı?”, “Türkiye’de Zeydiyye kütüphanesini zenginleştirmek için neler yapılmalı?”, “Ortak-ferdi akademik metinler olarak nasıl adımlar atılmalı?” gibi sorular tebliğcilerin ve katılımcıların görüş, öneri ve değerlendirmelerine açıldı.

Ayrıca bu oturumda Prof. Dr. Mehmet Ali Büyükkara tarafından günümüz Zeydîleri hakkında kısa bir değerlendirme yapıldı ve Yemen’de yaşanan olaylar çerçevesinde Zeydîlerin karşılaştıkları zorluklar anlatıldı. Bugün bölgede, yakın zamanlarda vefat eden Bedrettin el-Hûsî’nin başlattığı ve “Hûsî hareketi” olarak adlandırılan bir mücadele varlığını sürdürmektedir. Hûsî’nin Zeydî imameti tekrar tesis etmek istediğine dair iddiaların bulunduğunu belirten Büyükkara, açıkça böyle bir daveti olmadığı için gerçekten tam olarak neyi düşündüğü ve ne yapmak istediğinin bilinemediğini ifade etti. Neticede 150 bin kişi bölgeyi terk etmek zorunda kalmış, pek çok Müslüman ölmüş ve iç savaş kanlı bitmiştir. Hâlihazırda Suudîlerin ve hükümetin belirli şartlarla anlaşmış olduklarını belirten Büyükkara, bu anlaşmanın ne kadar süreceğinin bilinemeyeceğini ve hızlı bir şekilde arabulucuların devreye girerek kalıcı bir barışın oluşturulması gerektiğini zikrederek değerlendirme oturumunu sonlandırdı.