İslam Edebiyatı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
İslam Edebiyatı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

17 Ekim 2014 Cuma

Resimli Bir Hadîkatü's-Su'ada Sayfası

Fuzulî'nin (ö. 963/1556) Hadîkatü's-Su'ada adlı maktelinin çok sayıda resimli el yazması nüshası bulunmaktadır. Bağdat'ta resimlenen bu nüshaların birçoğu bugün çeşitli Avrupa kütüphanelerinin ve müzelerinin koleksiyonlarındadır. 

Daha önce burada, maktelin Harvard Sanat Müzesi'nde bulunan resimli iki nüshasından söz etmiştik. 

Maktelin bir başka resimli sayfası ise Metropolitan Sanat Müzesi'nin koleksiyonunda bulunmaktadır. 

Hz. Hüseyin, zehirin etkisiyle yatağa düşen ağabeyi Hz. Hasan'ın başucunda
Hadîkatü's-Su'ada
Metropolitan Sanat Müzesi
Ertuğrul Ertekin

13 Ekim 2014 Pazartesi

Kitap Tanıtımı: Doğan Kaya, Noksanî’nin Kan Kalesi Cengi


Doğan Kaya, Noksanî’nin Kan Kalesi Cengi, Sivas 2009, 254 s.

İç ve Doğu Anadolu Bölgesi, Türkiye'de Halk Edebiyatı anlatım türlerinin canlı ve zengin bir şekilde yaşatıldığı yörelerin başında gelir. Anlatım türlerinden biri olan halk hikâyeleri de bu yörelerde, yakın zamana kadar büyük ilgi ile yüzyıllarca sevilmiş, nesilden nesile aktarılmıştır. Daha ziyade köy odalarında, kalabalık bir cemaat karsısında, uzun kış gecelerinde anlatılan veya okunan hikâyeler, geceler boyu sürerdi. Halkı coşturup, kahramanlık duygularını şahlandıran, dinî ve hamasî yönden güç veren “cenk kitapları” da bu türden eserlerdir. Bunlardan en çok itibar gören hikâyeler de Hz. Ali, Hz. Hamza, Eba Müslim Horasani, Muhammed Hanefi ve Battal Gazi cenkleridir. Dinleyenler veya okuyanlar Hz. Ali tek başına kâfirleri dize getirirken, manen onunla birlikte mücadelelere katılır, aynı acıyı ve aynı sevinci onunla birlikte tadardı. Öyle ki halk, bazen cenk kitabı okumak sözü yerine, “Haydi, bugün biraz gâvur kıralım,” derdi.
 
 Cenk kitapları içinde en çok okunan kitaplar, Hz. Ali cenkleridir. Hz. Ali'nin cenklerinin anlatıldığı pek çok hikâye vardır. Amr İbn-i Madi Kerb, Berber Kalesi, Hayber Kalesi, Kubbe-i Mıknatıs, Malik-i Ejder, Nahveran, Ölüm Vadisi, Seddat, Üç Yol, Yemen ve Zerrin Kalesi cenkleri bunlardan bazılarıdır. Sözünü ettiğimiz cenk hikâyelerinden en fazla Kan Kalesi sevilir ve okunur. Noksanî mahlasını kullanan Ahmet Turan’ın diğerleri içinde bunu nazma geçirmesinin sebebi de budur.

Âşık Noksanî, Kan Kalesi’ni nazmetmeye 1950 yılında başlamış, 1966 yılında tamamlamıştır. Hikâyenin tamamı 2732 beyittir. Âşık Noksanî Kan Kalesi Cengini Latin harflerine aktarma gereği duymuş ve böylelikle ikinci bir deftere aynı hikâyeyi -metinde bazı değişiklikler de yaparak- Latin harfleriyle yeniden yazmıştır.

Kan Kalesi Cengi beş meclise ayrılarak kaleme alınmıştır. Her biri başlı başına bir bütün olan meclislerde konuya derhal girilmeyip, okuyucuyu ve dinleyiciyi konuya cezp edici birtakım öğüt ve iyi dilekleri ihtiva eden sözlerden sonra girilmektedir. Meclisler arasında, hikâyeye ara verilen “yatılacak yer”ler vardır. Meclisler, genellikle dua ile sona ermektedir.
Kan Kalesi Cengi'nin başlangıç sayfası


Kan Kalesi Cengi’inde birtakım destanî özelliklere yer verilmiştir. Olağanüstülükler şeklinde gördüğümüz bu tarz özellikleri, insanımız olduğu gibi değil de görmek istediği şekilde algılamıştır. Noksanî, kimi zaman bu olağanüstülüklerin gerçek olduğuna okuyucuları inandırmak ister.

Kan Kalesi Cengi’nin elimizde üç metni bulunmaktadır. Bunlardan ilki taşbaskı tekniğiyle, diğerleri 1968 ve 1976 yıllarında günümüz alfabesiyle basılmıştır. Noksanî eserini nazmederken ilk eserden büyük ölçüde faydalanmıştır. Sonraki eserler, yeni yazıya çevrilirken epeyce tahrifata uğramıştır.

Asıl adı Ahmet Turan Ünal olan Noksanî, 1913’te Sivas’ın merkez köylerinden olan Savcun’da doğmuş, 1993’de memleketinde vefat etmiştir.

Bir başka manzum Kan Kalesi cengi örneği bizim burada tanıttığımız Cevahirzâde Mustafa Hilmi Efendi’nin Kan Kalesi Hikâyesi’dir.

Ertuğrul Ertekin

11 Ekim 2014 Cumartesi

Kıssa-i Kahkaha ve Hz. Ali



Hz. Ali'nin ejderhayla savaşı
Haveranname, 1476-1486
Gülistan Sarayı Kütüphanesi


Anonim, Kıssa-i Kahkaha Hz. Ali

Nüshaları:
a) Haza Kitabu Kahkaha, İstanbul Üniversitesi Kütüphanesi T. 311.
b) Kıssa-i Kahkaha ve Hazret-i Ali (kv), Millî Kütüphane 06 Mil. Yz.B.274.
c) Dastan-ı Kahkaha, Süleymaniye Kütüphanesi Serev 3839/1.
d) Kıssa-i Kahkaha Gazavat-ı Ali (kv), İstanbul Üniversitesi Kütüphanesi, TY. Nu. 311.

Eserin müellifi ve istinsah tarihi bilinmemektedir. Tenkitli neşri yapılmamıştır. Muhtevası kısaca şöyledir:

Hz. Muhammed (s) mescitte otururken huzura gelen bir adam, Müslümanlara eziyet eden Beni Alke Kalesi meliki Kahkaha Sultan’dan şikâyetçi olur. Hz. Peygamber’in emriyle Halid b. Velid, Said ve Sad b. Vakkas kaleye giderler. Kahkaha Sultan önlem alıp asker sevk eder ve üçünü de esir alır. Esir düştükleri haberi Medine’ye ulaşınca Hz. Peygamber, Cebrail’in Allah’tan getirdiği mesaj üzerine, Hz. Ali’yi kaleye gönderir. Hz. Ali, Hz. Fatıma’dan izin alıp kaleye gider.

Beraberindekileri sandıklara koyup tüccar kılığında kaleye yaklaşan Hz. Ali’nin kim olduğunu öğrenmek isteyen Kahkaha Sultan veziri Mukatil'i gönderir. Hz. Ali silah taciri olduğunu ve askerlere silahşorluk öğrettiğini söyler ve Mukatil ile askerlerine silahşorluk öğretip Müslüman olmalarını sağlar.

Neticede esirleri kurtaran Hz. Ali, Kahkaha’nın askerleriyle savaşıp galip olur. Müslüman olmaya davet edilen Kahkaha Sultan kabul etmeyince öldürülür, yerine veziri sultan tayin edilir. Müslüman olanları sağ bırakıp olmayanları öldüren Hz. Ali ganimetlerle birlikte Medine’ye döner.

Ertuğrul Ertekin
________________
kaynak: İsmet Çetin, Türk Edebiyatında Hz. Ali Cenknameleri, Ankara 1997, s. 7.

8 Ekim 2014 Çarşamba

Kitap Tanıtımı: Cevâhirzâde Mustafa Hilmi Efendi, Hz. Ali’nin Kan Kalesi Hikâyesi



Cevâhirzâde Mustafa Hilmi Efendi, Hz. Ali’nin Kan Kalesi Hikâyesi, haz. İsmail Güleç, Pan Yayıncılık, İstanbul 2011, 142 s.

Hz. Ali, Müslüman oldukları tarihten beri Türkler arasında özel bir ilgiye mazhar olmuştur. Sadece Alevi Türkler arasında değil, Sünni Türkler arasında da onun kahramanlık hikâyeleri okunmuş, gençler ona özenerek, onu taklit ederek yiğitçe yaşamışlardır. Hz. Ali, yiğitliğiyle gençlere, cömertliğiyle zenginlere, hanımına saygısıyla kocalara, dürüstlüğüyle ticaret ehline, evlat sevgisiyle babalara, evlenecekleri erkekte arayacakları meziyetleri öğretmesiyle kızlara, büyüklere saygısıyla küçüklere, küçüklere sevgisiyle büyüklere, adaletiyle beylere, yardımlarıyla ağalara, hasılı toplumun her kesimine güzel bir yönüyle örnek olmuştur. Cenkname olarak isimlendirilen Hz. Ali'nin kahramanlıklarının anlatıldığı hikâyelerin bu duyguların yerleşmesinde ve içselleştirilmesinde mühim bir rolü olmuştur.

Kan Kalesi de Hz. Ali'nin kahramanlıklarını anlatan onlarca hikâyeden, cenknameden biridir. Müellifi belli olmayan ve nesilden nesile anlatılagelen bu hikâyeyi nazma çekenlerden biri de Cevâhirzâde Mustafa Hilmi Efendi'dir (öl. 1910). ‘Ceng-i Hazret-i Ali’ olarak da isimlendirilen Kan Kalesi, konusunu İslam’dan alan menkıbevî bir kahramanlık hikâyesidir. Genelde Hz. Ali cenkleri, özelde Kan Kalesi büyük ölçüde düzyazıyla kaleme alınmıştır. Ancak Cevâhirzâde ve Noksanî (öl. 1993) gibi hikâyeleri nazmen kaleme alan şairler de vardır. Hikâyede gerçek ile fantastik unsurlar iç içe geçmiştir.

Hikâyede yer alan Kan suyu ve Kalesi Yazıcızâde Ahmet Bican’ın (ö. 1466’dan sonra) Dürr-i Meknûn’unda anlattığı adalara ve sulara benzemektedir. İçinde canavarların geçtiği, sihirli şehirlerin olduğu, içi türlü mücevherlerle dolu olan adaların yer aldığı Dürr-i Meknûn’un çok yaygın biçimde okunduğunu ve bilindiğini düşündüğümüzde Kan Kalesi hikâyesinde yer alan olağanüstü olayların devrin okuru için o kadar da yabancı olmadığını söyleyebiliriz.

Kan Kalesi hikâyesini üç bölümde inceleyebiliriz: İlk bölüm metnin başlangıcında yer alan tevhid ve münacat bölümüdür. İkinci bölüm asıl hikâyenin olduğu bölümdür. Bu bölüm de kendi içinde dört temel bölümden oluşur: 1) Hikâyenin başlamasına neden olan olayın anlatılması, 2) Kahramanın sorunu çözmek için evinden ayrılması, 3) Yolculuk esnasında başından geçen olaylar, 4) Kahramanın amacına ulaşması ve evine dönmesi. Ve son bölüm hikâyeyi nazmeden ve istinsah edenler ve yazılış tarihleri hakkında bilgi verilen bölüm ile dua bölümüdür.

Ertuğrul Ertekin
__________________
bkz. İsmail Güleç, Kan Kalesi Hikâyeleri ve Cevâhirzâde’nin Manzum Kan Kalesi Hikâyesi, Türk Kültürü ve Hacı Bektaş Veli Araştırma Dergisi, Sayı: 65, 2013. Makaleyi buradan okuyabilirsiniz.

2 Ekim 2014 Perşembe

Kitap Tanıtımı: Mustafa Akçay, Ebeveyn-i Resul Risaleleri

Cennet hurileri, Hz. Âmine'ye Hz. Muhammed'in (s) 
doğacağını müjdeliyorlar
Siyer-i Nebi
TİEM 1974

Mustafa Akçay, Ebeveyn-i Resul Risaleleri, Yeni Akademi Yayınları, İzmir 2005, 309 s.

Mustafa Akçay’ın doçentlik çalışması olarak hazırladığı Ebeveyn-i Resul Risaleleri adlı bu çalışması; giriş ve üç ana bölümden oluşmaktadır. Eser, konuyla alakalı geniş bir bibliyografya sunmaktadır.

Yazar, giriş kısmında konunun önemini ve neden böyle bir çalışmaya ihtiyaç olduğunu açıklamış, bilahare kavramsal çerçeveyi ortaya koymuş; konunun İslamî literatürdeki yeri ve tarihî gelişimine ışık tutmuştur. “Hz. Peygamberin Ebeveyninin Dini Konumu” şeklinde isimlendirilen birinci bölümde Ebeveynin dini konumuyla alakalı temel fikirler tasvirî bir metotla ele alınmıştır. Bu bağlamda, Ebeveyni Resulün kurtuluşa erdiğini savunanlar, ehl-i necat olmadıklarını iddia edenler ve bu hususta çekimser kalıp fikir açıklamayanlar şeklinde üç ana görüşe yer verilmiş, bu görüşleri savunanlar ve iddiaları ortaya konulmuştur.

İkinci bölümde yukarıda zikredilen üç ana görüş taraftarlarının birbirlerine yönelttikleri eleştiriler ve bunlara verilen cevaplar ele alınmıştır. Öncelikle Ebeveyn-i Resulün ehl-i necat olmadığı iddiasına karşı ortaya koyulan deliller detaylı bir şekilde izah edilmiştir. Bu kısımda özellikle hadis rivayetleri değerlendirilmiş, Resulullah’ın anne ve babasının ehl-i necat olduklarını ifade eden yorum ve açıklamalara yer verilmiştir. İslam öncesi dönemde ölenlerin küfür üzere öldüklerini bildiren ve ayrıca ebeveynin dini konumuyla alakalı aleyhte hadis rivayetleri ele alınmış ve bunlardan maksadın Hz. Peygamber’in anne ve babası olmadığı hususu izaha gayret edilmiştir. Bu kısmın ikinci başlığında Ebeveyn-i Resulün ehli necat olduğu iddiasına yönelik eleştirilere yer verilmiştir. Başta Ali el-Kari olmak üzere, ilgili rivayetlerden hareketle ebeveynin necat ehli olmadığını savunanların delilleri açıklanmış ve muhaliflerine yönelttikleri itirazlar incelenmiştir. Ayrıca konuyla alakalı mevzu rivayetlere de yer verilmiş, bunların değerlendirilmesi yapılmıştır.

Eserin son bölümünde Ebeveyn-i Resul konusunda kaleme alınmış risaleler/eserler tanıtılmış, meşhur bazı eserlerin içerikleriyle alakalı detaylı bilgiler verilmiştir. Burada Ebeveyn-i Resul hakkında kaleme alınan risalelerin genel özelliklerine vurgu yapılmış, bilahare bu konuda yazılmış pek çok önemli risalenin tanıtımı yapılmıştır. Özellikle Suyûtî’nin (ö.911/1505) Mesâliku’l-hünefâ fî Valideyi’l-Mustafa, el-Mekâmetü’s-sündisiyye fi’n-nisbeti’l-Mustafaviyye, ed-Derecü’l-munîfe fî âbâi’ş-şerîfe gibi önemli risaleleri tanıtılmıştır. Müellif, olabildiğince tarafsız bir gözle meseleyi tahlil etmeye, lehte risalelerin yanı sıra farklı bakış açılarını da dile getiren risalelere ve görüşlere de yer yermeye çalışmış, eserinde bunlardan azami derecede faydalanmıştır. Örneğin Ali el-Kari’nin (ö.1014/1605) Edilletü’l-mu‘takadi Ebî Hanîfe fî ebeveyi’r-Resûl adlı risalesi dikkat çekmektedir. Yazar bu bölümde on beş risalenin içeriği hakkında bilgi vermiş; bunların özelliklerini ve orijinal yönlerini izah etmiştir. Ayrıca müellif, konuyla alakalı risaleleri; Arapça, Osmanlıca, İsimleri tespit edilemeyen ve müellifleri bilinmeyen Ebeveyn-i Resul Risaleleri şeklinde tasnif etmiş ve böylece sonraki araştırmacılara çok önemli malzemeler sunmuştur.

Yazar, çalışmasını genel bir değerlendirme ve sonuç kısmıyla tamamlamıştır. Yazara göre, Ebeveyn-i Resul konusunda eser veren İslam âlimlerinin hemen hepsi meseleyi ilgili rivayetler üzerinden tartıştıkları için esnek davranamamışlardır. Bu konuda eser yazan âlimlerin bir ikisi hariç hemen hepsinin muhaddis ve mutasavvıf olmaları konunun rivayetler çerçevesinde tartışılmasına sebebiyet vermiş, sonuçta benzer argümanlar dile getirilmiştir. Yazar, konuyla alakalı olarak sunulan rivayetlerin sıhhati konusunda bazı sıkıntıların olduğunu belirtmiştir. Taraftarlarca ileri sürülen naslar göz önüne alındığında konuya ilişkin rivayetlerin delaletlerinin zannî, hadis ve diğer rivayetlerin çoğunun ise sübut ve delalet açısından zaaflar taşıdığı açıkça görülmektedir. Bu itibarla ilgili rivayetler üzerinden yapılan tartışmalar polemik konusu olarak çözümsüz kalmıştır. Aslında kesin tarihi bulgular ve naslar olmadığı takdirde bireylerin dinî inançlarını belirlemek hemen hemen imkânsız gibidir. Eldeki zannî delillerle varılabilecek kanaat de zann-ı galipten öte bir anlam ifade etmeyecektir.

Değerlendirme kısmında müellif, Ebeveyn-i Resul’ün diriltilip iman etmeleri ve tekrar kabirlerine girmeleri, Hz. Peygamber’in soyunun temiz ve seçilmiş insanlardan olmaları, atalarının nikâhlı evliliklerle dünyaya gelmiş olması gibi rivayetleri değerlendirmiş ve kendi kanaatlerini –satır aralarında da olsa- açıklamıştır. Yazar, Hz. Peygamber’in anne-babasının Mekke toplumunda yaşayan Haniflerden olması ihtimali üzerinde durarak kendi kanaatini şöyle ifade etmektedir: “Ebeveynin müşrik olduğuna dair tarihi belgeler dahil kesin delillerin bulunmayışı; Mekke toplumunda tarihen Haniflerin mevcudiyeti; isimlerinin Amine ve Abdullah olması, kendilerinin mümin olduklarını gösterecek şeklinde onlara bazı şiirler nispet edilmesi.. gibi hususlar Ebeveynin Haniflerden olduğu ihtimalini güçlendirmektedir.”

Sonuç olarak, Ebeveyn-i Resul konusu tek boyutlu bir mesele olmaktan ziyade, kompleks bir özellik arz etmektedir. Meseleye derinlemesine nüfuz edildiğinde meselenin iman konusu olması itibarıyla akaid ve kelamla, temel delillerin ayet ve hadisler olması açısından tefsir ve hadis ilimleriyle, tarihi bir mesele olduğu için İslam tarihiyle, ayrıca ahlak, ferdî ve sosyal psikolojiyle ilişkisi bulunduğu anlaşılmaktadır.
__________________
Bu yazıdaki bilgiler, Ertuğrul Ertekin tarafından, Halil İbrahim Bulut'un Usul Dergisi için kaleme aldığı kitap tanıtımı yazısından derlenmiştir. Recep Önal'ın aynı kitap üzerine yazdığı tanıtım yazısı buradan okunabilir. Mustafa Akçay'ın Ebu Hanife'ye atfedilen bir risale çerçevesinde konuyu incelediği makalesine buradan ulaşılabilir. Halil İbrahim Bulut'un Osmanlı müellifi Maraşlı Saçakzade'nin konuyla ilgili görüşlerini incelediği makalesi buradan okunabilir. 

1 Ekim 2014 Çarşamba

Kitap Tanıtımı: Âdem Ceyhan, Türk Edebiyatnda Hazret-i Ali Vecizeleri

Âdem Ceyhan, Türk Edebiyatnda Hazret-i Ali Vecizeleri, Öncü Kitap, Ankara 2006, 559 s.
Âdem Ceyhan tarafından hazırlanan eser, bir giriş ve her biri “Kapı” olarak adlandırılmış üç bölüm ile inceleme sonunda ulaşılan verileri içeren sonuç kısmından oluşmaktadır. Yazar tarafından belirtilmemesine rağmen, bölümlerin Kapı olarak adlandırılması, Hz. Ali’nin “ilim şehrinin kapısı” olarak nitelendirilmesiyle ve ilim yolculuğuna böyle bir kapıdan girilebileceği ile ilgili olmalıdır.

Ceyhan, Türk Edebiyatı’nda Hz. Ali vecizeleri konusunu niçin araştırıp incelediğini, eserini sunarken şöyle açıklamaktadır: “Son yıllara kadar Hz. Ali’nin sözleri konusunda çeşitli yayınlar yapılmış, fakat bunların çoğunda dilimize çevrilen vecizelerin kaynakları, Hz. Ali’ye aidiyetinin doğruluk derecesi, Arap, Fars ve Türk Edebiyatı’ndaki derleme, tercüme ve şerh geleneğiyle alâkalı hiç bilgi verilmemişti… Hâlbuki nakledilen sözlerin çevirileriyle birlikte asılları da neşredilen metne konulsaydı, Arapça bilen okuyuculara tercümenin ne derece isabetli yapıldığını kontrol etme imkânı verilmiş olurdu. İşte bizim, seleflerimizin yaptığı tercüme ve şerhleri hakkında daha önce meydana getirilmiş eserlerde işaret ettiğimiz eksiklikleri giderme niyetinin semeresi, diğer taraftan dili ve üslubu eskimiş olmakla birlikte, içinde gizli hikmetler yönünden değerini koruyan eski eserleri, zamanımızın Türkçesine aktararak manen diriltmenin bir örneği sayılabilir.”

Eserin Giriş bölümünde, Hz. Ali’nin hayatı, şahsiyeti ve sözleri etrafında teşekkül eden bazı edebî türler hakkında bilgi verilmiştir. Bunlar, faziletnameler, methiyeler, mevlidler, menkıbeler, kahramanlık hikâyeleri, hilyeler ve vecizeler olarak sıralanmıştır. Faziletnameler üzerinde durulurken Hz. Ali’nin hayatını ve kerametlerini anlatan Yeminî’nin Faziletnâme’sinden, methiyelerden bahsedilirken Fuzulî’nin Medh-i Hazret-i Şâh-ı Velâyet kasidesinden, mevlitler kısmında 19. asır Türk şairlerinden Süleyman Celaleddin’in Hz. Ali için yazdığı Mevlud-i Cenab-ı Alî Kerrem-Allâhu Vechehu adlı eserinden örnek beyitler sunulmuştur.

Hz. Ali’nin yaşayışıyla ilgili menkıbeler, Kasas-ı Ali, Menâkıb-ı Hazret-i Alî gibi adlarla, müstakil olarak kaleme alınmıştır. Tursun Fakih’in Gazavâtnâme’si, Beypazarlı Maazoğlu Hasan’ın Cenâdil Kal’ası Manzumesi, Şeyyad İsa’nın Salsalnâme’si, yazarı bilinmeyen Gazavât-ı Kıssa-i Mukaffa (Ali Cengi), Kıssa-i Kahkaha (Ali Cengi), Havername gibi eserler de Hz Ali’nin dinî-menkıbevî yönüyle birlikte kahramanlık hikâyelerini işleyen eserler olarak anılmıştır.

I. Kapı, Hz. Ali’nin hayatına ve ona atfedilen eserlere ayrılmıştır. Güvenilir hadis, tefsir, tarih ve biyografi kitaplarından faydalanılarak Hz. Ali’nin hayatı kısaca anlatıldıktan sonra, ona nispet edilen birtakım eserler, manzum eserler, mensur eserler başlıklarıyla tanıtılmıştır. Bu bölümde, Hz. Ali Divanı tanıtılırken, eserden seçilen 66 beyit de Türkçe tercümeleriyle birlikte nakledilmiştir.

II. Kapı, Türk edebiyatında Hz. Ali vecizeleri ile ilgili derleme, tercüme ve şerhleri konu alır ve eserin asıl bölümünü oluşturur. Burada, önce Hz. Ali vecizelerinin derleme, tercüme ve şerh sebepleri açıklanmış ve mezkûr derleme, tercüme ve şerhlerde 40, 100, 200 gibi belirli sayıların tercih ediliş nedenleri üzerinde durulmuştur. Daha sonra, 14. yüzyıldan 20. yüzyıl başlarına kadar yazılmış olan ve araştırmalar neticesinde tespit edilen toplam 50 eser, sanatkârı bilinmeyenler ve bilinenler şeklinde gruplandırılarak zaman sırasına göre tanıtılmıştır. Temas ve tavsifler şeklinde bir başlık açılarak, bu eserlerle ilgili şimdiye kadarki bilgiler “tenkitli bibliyografya” denebilecek bir yöntemle gözden geçirilmiştir.

III. Kapı, Türk edebiyatında Hz. Ali vecizeleriyle ilgili yazılmış müstakil eserlerden seçilmiş sözlerin asıllarıyla çevirilerini ihtiva etmektedir. Bu bölümde Hz. Ali Dîvânı’ndan 108, Sad-Kelime-i Alî’den 100 ve Emsâl-i Alî’den 427 veciz söz yer almaktadır.

Sonuç bölümünde, Hz. Ali’nin veciz sözleri üzerine yapılan bu çalışmanın tespit, teyit veya tashih mahiyetindeki sonuçları, eserin muhteviyatını da yansıtabilecek şekilde, sanatkârı bilinen eserler üzerinde tek tek durularak bir araya getirilmiştir. Bundan başka, Hz. Ali vecizeleri üzerine yazılmış eserlerin şeklî özellikleri de maddeler hâlinde sıralanmıştır.

Âdem Ceyhan’ın bu eseri, Türk edebiyatında Hz. Ali’nin veciz sözleriyle ilgili derleme, tercüme ve şerhler üzerine şimdiye kadar yapılan en geniş çalışmadır. Eserin sonuna eklenen 21 sayfalık geniş bibliyografya, araştırma ve incelemeler esnasında, konuyla ilgili hiçbir kaynağın dışarıda bırakılmamasına gayret edildiğinin bir işaretidir.
______________
Bu yazıdaki bilgiler, Ertuğrul Ertekin tarafından, İsmail Avcı’nın Turkish Studies dergisi için kaleme aldığı kitap tanıtım yazısından derlenmiştir. Yazının tamamı buradan okunabilir.