Necef etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Necef etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

30 Aralık 2015 Çarşamba

Şeyh Abbas el-Kummî (1877-1941)



 
Şeyh Abbas el-Kummî

Kısaca Muhaddis Kummî olarak tanınan Şeyh Abbas b. Muhammed el-Kummî, 1294/1877 yılında Kum’da dindar bir ailede dünyaya geldi. Çocukluğunu geçirdiği memleketinde İslâmî ilimler tahsiline başladı. İlk öğreniminde Hacı Mirza Muhammed Erbab Kummî (ö. 1341/1923), Hacı Şeyh Ebulkasım Kummî (ö. 1353/1934) ve Hacı Seyyid Ahmed Tabatabaî Kummî’den (ö. 1334/1915) Arap edebiyatı, fıkıh ve fıkıh usulü dersleri aldı ve nestalik hattını Şeyh Muhammed Hüseyin Kummî’den meşk etti.

1316/1898 yılında, eğitimine devam etmek üzere İmam Ali’nin (as) meşhedinin bulunduğu Necef-i Eşref’e gitti. Necef’te, Urvetü’l-vuskâ’nın müellifi Seyyid Kazım Tabatabaî Yezdî’nin (ö. 1337/1919), Müstedrekü’l-vesâili’ş-Şia’nın müellifi Mirza Hüseyin Nuri’nin (ö. 1320/1902), İkinci Mirza veya Küçük Mirza olarak tanınan Mirza Muhammed Taki Şirazî’nin (ö. 1338/1920), Seyyid Hasan Sadr-ı Kazımî’nin (ö. 1354/1934) ve Seyyid Ebulhasan Nakavî’nin (ö. 1355/1936) derslerine katıldı. Ancak hadis ilmine fazlaca ilgi duyduğundan Muhaddis Nuri’nin mülazımı ve talebesi oldu ve ondan hiç ayrılmadı. Muhaddis Nuri ile Muhaddis Kummî arasındaki ilişki, üstad-talebe ilişkisinden çok irfandaki mürid-murad ilişkisine benziyordu. Şeyh Abbas Kummî, Muhaddis Nuri’nin birçok eserini birlikte istinsah etmiş, karşılaştırmış ve tashih etmişlerdir. Muhaddis Kummî, kendi eliyle yazdığı biyografisinde hayatının bu dönemini ve sonrasını şöyle anlatır:

“Allah bana ihsanda bulundu ve Büyük Şeyhimiz, Fakihlerin ve Muhaddislerin Hatemi, Sahilsiz İlim Ummanı, Kudsî Feyiz Sahibi Nuri et-Tabersî’nin (Allah burhanını nurlandırsın) mülazımı oldum ve Müstedrekü’l-vesâil’in son halini İran’da tabedilmesi için istinsah ettim. 1318/1900 yılına kadar Muhaddis Nuri’nin yanında kaldım. Sonra Allah bana Beyti’ni haccetmeyi ve İnsanların Efendisi’ni (saa) ve Masum İmamları (as) ziyaret etmeyi inayet etti. Hac dönüşünde Allah’ın ziyaretçilerine cenneti vaat ettiği Hz. Fatıma-i Masume’nin (sa) merkadini ziyaret etmek maksadıyla Kum’a gittim ve bu vesileyle ana babamla sılairahimde bulundum. Bir süre Kum’da kaldıktan sonra tekrar Necef-i Eşref’e döndüm ve orada Müstedrekü’l-vesâil ve Keşfü’l-estâr’ın mukabelesi, Lulu ve Mercan’ın istinsahı, Tahiyettü’z-zâirîn’in tasnifi çalışmalarına katıldım. Üstadım Muhaddis Nuri’den 1320/1902 yılında rahmet-i Rahman’a kavuşuncaya değin istifade ettim. Vefatından önce kendisinden bana ulemanın kitaplarını rivayet etme icazeti vermesini istemiştim, hayatının son günlerinde bana minnette bulunarak, kendilerinden rivayet icazeti kesbettiği meşayihin icazetnamelerine (bunlar, Müstedrekü’l-vesâil’in sonunda tafsilatıyla zikrolunmuştur) bağlı kalarak, tefsir, hadis, fıkıh, usul vb. ilimlerde ulemanın eski ve yeni eserlerini rivayet etme icazeti verdi.”

Şeyh Abbas Kummî, 1322/1904 yılında, Muhaddis Nuri’nin vefatından iki yıl sonra, memleketi Kum’a dönmek üzere Necef’ten ayrıldı. Yolda Hediyetü’z-zâirîn adlı kitabını tamamladı. Önce Kirmanşah’a geçti ve Irak’taki veba salgını sırasında kendisine bulaşan hastalıktan kurtuluncaya değin burada kaldı. Tamamen iyileşince Kum’a gitti. Şeyh Abbas Kummî, Kum’da kitap yazdı, eski üstadlarının derslerine katıldı ve irşad faaliyetlerinde bulundu. Bu arada Seyyid Zekeriya Kazvinî’nin kızıyla evlendi; ancak bir süre sonra eşinden ayrılması icap etti. 1329/1911 yılında ikinci kez hacca müşerref oldu. Hac dönüşünde tekrar memleketine gitti.

Şeyh Abbas Kummî, 1 Rabiülahir 1332’de (15 Haziran 1904) Hacı Aga Hüseyin Kummî’nin (ö. 1365/1946) ricası üzerine Meşhed’e gitti ve onun evinin üst katındaki, penceresinden İmam Rıza’nın (as) Âsitanesi’nin kubbelerinin göründüğü küçük bir odaya yerleşip çalışmalarını sürdürdü. Bu küçük odada kaldığı sürede Fevâidü’l-Radaviyye’yi kaleme almıştır. Muhaddis Kummî, Meşhed’e yerleşmeye karar verince, Hacı Aga Hüseyin Kummî Kum’a bir mektup yazarak kardeşi Ayetullah Hacı Seyyid Ahmed Tabatabaî’nin kızını Şeyh Abbas’a istedi. Eşinin Meşhed’e gelmesinden sonra Şeyh Abbas, Seyyid Sadreddin Sadr’ın (ö. 1373/1954) evinin yakınlarında küçük bir eve taşıdı.

Şeyh Abbas Kummî, 1341/1923 yılından itibaren Meşhed ulemasının ve talebelerin isteği üzerine Mirza Cafer Medresesi’nde perşembe ve cuma akşamları ahlak dersi vermeye başladı. Bu derslere binin üzerinde âlimin ve talebenin katıldığı rivayet edilir. Şeyh Abbas Kummî, Meşhed’de kaldığı dönemde defalarca Atabât-i Âliyat’ı (İmamların Necef, Kerbela, Kazımeyn ve Samerra’daki meşhedleri) ziyaret etmiş, üçüncü kez hacca müşerref olmuştur.

Rıza Han’ın İmam Rıza Asitanesi’ndeki Gevher Şad Camii’ne saldırısından sonra Şeyh Abbas Kummî, 1354/1935 yılında Necef-i Eşref’e hicret etti ve ömrünün sonuna kadar orada kaldı.

Irak’ta kaldığı süre içerisinde yaz mevsiminde daha serin bölgeler olan Lübnan ve Suriye’ye yolculuk eden Şeyh Abbas Kummî, 1359/1941 yılında Irak-Suriye ilişkilerinin bozulmasından dolayı yaz mevsimini Necef’te geçirmek zorunda kaldı. Bu yüzden de önceden var olan hastalığı ağırlaştı ve 65 yaşında, 23 Zilhicce 1359 (22 Temmuz 1941) tarihinde ruhunu Hakk’a teslim etti. Cenaze namazı İkinci Mirza’nın vefatından sonra Şiî merciliğinin lideri konumunda bulunan Ayetullah Seyyid Ebulhasan Isfahanî (ö. 1365/1946) tarafından kıldırılan Şeyh Abbas Kummî, çok sevdiği üstadı Muhaddis Nuri’nin İmam Ali (as) Türbesi’nin avlusunda bulunan kabrinin yanına defnedilmiştir.

Muhaddis Kummî, rivayet icazeti verme yetkisine sahip olan meşayihtendi. Nitekim döneminin önde gelen âlimleri, ezcümle İmam Humeynî (ö. 1989), rivayet icazetini Şeyh Abbas Kummî’den almışlardır.

Şeyh Abbas el-Kummî'nin el yazısı

Muhaddis Kummî dindar, sade bir yaşam tarzını benimsemiş, dünyanın aldatmacasına asla kapılmamıştır. Humusun imam hakkından hiç faydalanmamış, Tahranlı bir tacirin teberru kastıyla kendisine gönderdiği az miktardaki aylıkla geçinmeyi tercih etmiştir. Hindistan’ın Bombay şehrinden ziyaret maksadıyla Necef’e gelen iki zengin kadının kendisine yetmiş beş rupiye aylık bağlama teklifini de geri çeviren Muhaddis Kummî, oğlunun bağışı kabul etmesine yönelik ısrarına şu şekilde cevap vermiştir: “Ben şimdi harcadığım kadarının hesabını yarın kıyamet gününde Allah’a ve İmam Zaman’a (af) nasıl vereceğimi bilmezken, bu benim zihnimi yeterince meşgul ederken yükümü nasıl ağırlaştırabilirim?”

Ömrü araştırma yapmakla, okumakla ve yazmakla geçen Şeyh Abbas Kummî hakkında Aga Buzurg Tahranî (ö. 1970) şöyle yazar: “Muhaddis Kummî’nin zihni daima çalışmalarıyla meşguldü. Araştırmak ve yazmak onda bir çeşit aşka dönüşmüştü, hiçbir şey onu bu aşkından vazgeçiremezdi. O, bu yolda engel tanımazdı.”

Otuz beş yılını Sefinetü’l-Bihâr’ı yazmaya adayan Şeyh Abbas Kummî, bu çalışması sırasında, bazısı telif, bazısı tercüme ve bir kısmı da telhis formatında altmıştan fazla eser vücuda getirmiştir ve eserlerinin neredeyse tamamı kendi alanlarında başvuru kaynağı olmuştur. Şeyh Abbas Kummî’nin rical, ahlak, fıkıh, kelam, lügat, dua edebiyatı, tarih ve bilhassa hadis alanlarında yazdığı kitaplarının bazıları şunlardır:

1. Mefâtihü’l-cinân (On Dört Masum’dan nakledilen duaları derlediği Cennetlerin Anahtarları başlıklı dua mecmuası) 2. Menâzilü’l-ahiret (Ahiret Menzilleri, elinizdeki kitap) 3. Müntehâü’l-âmâl (On Dört Masum’un hayatı) 4. Nefesü’l-mehmûm (İmam Hüseyin’in Kerbela’da şehid edilmesinin anlatıldığı maktel) 5. el-Küney ve’l-elkâb (Şiî ve Sünnî âlim, şair, edip ve âriflerinin hayatı) 6. Sebilü’r-reşâd (Şia’nın itikadı, bilhassa mebde ve meâd inancı üzerine bir çalışma) 7. ed-Dürerü’n-nazîm fî lügati’l-Kur’âni’l-azîm (Kur’ân’ın sözcük bilgisine dair bir çalışma) 8. Tuhfetü’l-ahbâb fî terâcimi’l-ashâb (Hz. Peygamber’in ve Masum İmamlar’ın sahabîlerinin biyografileri) 9. el-Fusûlü’l-aliyye fî menâkibi’l-Murtazaviyye (Hz. Ali’nin menkıbelerine ve üstün ahlakına dair bir derleme) 10. Mekâlidü’l-felâh fî ameli’l-yevm ve’l-leyle (Gece ve gündüz amellerine dair rivayetlerin bir derlemesi) 11. Sefinetü’l-Bihâr ve medinetü’l-hikem ve’l-âsâr (Allame Meclisî’nin Bihârü’l-envâr adlı hadis mecmuasının konu esaslı kataloğu)

Ertuğrul Ertekin
___
Kaynakça: Şeyh Abbas Kummî’nin biyografisini yazarken şu yazılardan faydalandık: Seyyid Ali Mir Şerifî, “Yâdî ez Merhum Muhaddis Kummî”, Keyhan-i Ferhengî, 1366, sayı: 41, s. 36-38; Muhammed Taki Edhemnejad, “Hacı Şeyh Abbas Kummî: Hadis-i Necabet 1”, Mubelliğân, 1385, sayı: 88, s. 114-122.

29 Ekim 2014 Çarşamba

Ayetullah el-Uzma Seyyid Ebu’l-Kasım Hoyî (1899-1992)

Ayetullah el-Uzma Seyyid Ebu’l-Kasım Hoyî
Ayetullah el-Uzma Hacı Seyyid Ebu’l-Kasım b. Ali Ekber b. Haşim Musevî Hoyî (farklı imlaları mevcuttur: Huî, Hoî vb), 13 Receb 1317/19 Kasım 1899’da İran Azerbaycan’ına bağlı Hoy’da doğdu. Babası Ayetullah Seyyid Ali Ekber Hoyî, 1328/1910 yılında Necef’e gitti. Ayetullah Şeyh Abdullah Mamekanî’nin talebesidir. Necef’teki öğrenim hayatından sonra memleketine dönmüş,ilmî ve dinî faaliyetlerde bulunmuştur. 1371/1952 yılında vefat eden Ayetullah Seyyid Ali Ekber Hoyî’nin cenaze namazını Aga Buzurg Tahranî (ö. 1970) kıldırmıştır. Kabri, Hz. Ali (as) Türbesi'nde, Şeyhü’ş-Şeriat’ın kabrinin yanındadır.

Ayetullah Hoyî, 1330/1912 yılında, 13 yaşındayken, ağabeyi Seyyid Abdullah Hoyî öncülüğünde ailesiyle birlikte Hoy’dan Necef’e, babasının yanına göç etti. Necef İlim Havzası’da Arap edebiyatı, mantık, belâgat, usul, fıkıh ve hadis dersleri aldı. 1338/1920 yılında, 21 yaşındayken, Şeyhü’ş-Şeriat diye tanınan Ayetullah Şeyh Fethullah Şeriat Isfahanî’nin (ö. 1339/1920) haricî derslerine katılabilecek seviyeye ulaştı. Usul ve fıkıh alanında Şeyhü’ş-Şeriat’ın yanı sıra Şeyh Muhammed Mazenderanî (ö. 1342/1924), Şeyh Ziyaüddin Irakî (ö. 1361/1943), Muhammed Hüseyin İsfahanî Kumpanî (ö. 1361/1943), Mirza Şirazî’nin oğlu Mirza Ali Aga Şirazî (ö. 1335/1936) ve Mirza Muhammed Hüseyin Nainî’nin (ö. 1355/1937) derslerine katıldı. Ayetullah Hoyî, en fazla son iki üstadından istifade ettiğini, vefatına kadar Ayetullah Nainî’nin derslerine devam ettiğini ifade etmiştir. Ayetullah Hoyî, üstadı Mirza Hüseyin Nainî’den (Şiî hadis kitaplarını) ve el-Müracaat’ın müellifi Şeyh Şerefüddin Âmilî’den (ö. 1377/1958) (Sünnî hadis kitaplarını) rivayet icazeti aldı.
Ayetullah Hoyî’nin diğer üstadları şunlardır: Şeyh Muhammed Cevad Belağî (ö. 1352/1933) (kelam, tefsir, münazara ilmi), Seyyid Ebu Turab Hansarî (rical ve diraye), Seyyid Ebu’l-Kasım Hansarî (ö. 1380/1961) (riyaziyat, hendese), Seyyid Ali Aga Gazi (ö. 1366/1947), Aga Seyyid Abdülgaffar Mazenderanî (ö. 1365/1946) Şeyh Murtaza Taleganî (irfan), Seyyid Hasan Badkubeyî (ö. 1358/1939) (felsefe, hikmet).

Ayetullah Hoyî, üstün gayreti ve keskin zekâsıyla dinî ilimlerde hızlı bir gelişme kaydederek 1352/1933 yılında Hz. Ali Türbesi’ndeki Hadra Mescidi’nde tedrise başladı. Burada kurduğu ders halkasında çoğu Iraklı olmak üzere Suriye, Lübnan, Bahreyn, Kuveyt, İran, Pakistan, Hindistan, Afganistan ve Güney Afrikalı talebelere ders verdi. Ayetullah Hoyî 60 yıl boyunca ders vermiş; 1353/1934 yılındaki hac ve 1350/1931 ve 1367/1949 yıllarındaki Meşhed yolculukları dışında derslerine hiç ara vermemiştir. Metodoloji bakımından Caferî fıkhındaki gelişmenin son halkasını teşkil eden Şeyh Murtaza Ensarî (ö. 1281/1864) ekolüne mensuptur. Vefatlarından sonra Mirza Hüseyin Nainî’nin, Muhammed Hüseyin Isfahanî Kumpanî’nin ve Mirza Muhammed Ali Kazımî Horasanî’nin (ö. 1365/1946) talabeleri Ayetullah Hoyî’nin ders halkasına katıldı. Böylece 1946’dan itibaren Ayetullah Hoyî, Necef’teki en kalabalık ders halkasına ders verdi.

Aynı yıl Muhammed Hüseyin Isfahanî Kumpanî, Mirza Ali Aga Şirazî, Ayetullah Irakî, Ayetullah Belağî ve Seyyid Ebu’l-Hasan Isfahanî’den ictihad icazeti aldı.

Ayetullah Hoyî, Ayetullah Seyyid Muhsin Tabâtabâî’nin vefatından (ö. 1390/1970) sonra mercilik yöneticisi (zaim) kabul edildi. Merciliği boyunca büyük zorluklarla karşı karşıya kalan Ayetullah Hoyî, asıl faaliyetlerini eğitim ve öğretim alanında yoğunlaştırdı. Temsilcileri aracılığıyla oluşturduğu iyi organize edilmiş bir iletişim ağı sayesinde zekât, humus ve diğer bağışlardan elde edilen gelirlerle Bombay, Bankok, Dakka, İslâmâbâd, New York, Kuala Lumpur, Londra gibi merkezlerde medrese, okul, cami, kütüphane, yayınevi ve hayır kurumları açılmasına ön ayak oldu. Bunlar Şiî düşüncenin öğretilmesi ve yaygınlaştırılması, ayrıca fakirlere yardım amacıyla tesis edilmiş kurumlar olup halen faaliyetlerini devam ettirmektedir. 1980’lerde kendi adına kurulan Hoyî Vakfı (Muessese el-Hoyî el-İslâmiyye) öncülüğünde yürütülen bu faaliyetler, Hoyî’nin tayin ettiği on kişilik vakıf mütevelli heyeti tarafından denetlenmektedir.

Ayetullah Hoyî, 1958’de darbeyle Irak başbakanı olan Abdülkerim Kasım döneminde ve 1963’den itibaren iktidarı ele geçiren Baas Partisi döneminde sıkıntılı günler yaşadı. Saddam Hüseyin bütün çabalarına rağmen Ayetullah Hoyî’den menfaatine olacak bir yazılı belge almayı başaramadı. Ayetullah Hoyî aynı tavrını İran-Irak Savaşı yıllarında da sürdürdü ve Saddam Hüseyin’in işine yarayacak bir belgeyi imzalamaktan kaçındı. Bu dönemde yakınları işkenceye maruz kaldı ve oğlu Seyyid İbrahim Hoyî Baasçılar tarafından kaçırıldı. Ayetullah Hoyî oğlundan bir daha haber alamadı.

Mart 1991’deki Şabaniyye İntifadası’nın bastırılmasından sonra olaylarda etkisi bulunduğu iddiasıyla Ayetullah Hoyî üzerindeki baskılar arttırıldı. 3 Ramazan 1412/9 Mart 1992’de Necef’e üç koldan saldıran rejim güçleri Ayetullah Hoyî’nin evinin etrafını kuşatarak onu zorla helikoptere bindirip Bağdat’ta Saddam Hüseyin’le görüşmeye götürdü. Saddam Hüseyin, Ayetullah Hoyî’den televizyonda muhaliflere silah bırakma çağırısı yapmasını istemişse de Ayetullah Hoyî bunu kabul etmemiştir. Bunun üzerine Necef’e gönderilmiş ve ev hapsinde tutulmuştur. Şiîlerin protestoları artınca bu kez Kufe’ye sürülmüş ve ömrünün son günlerini burada göz hapsinde geçirmiştir. Bu esnada hastalanan Ayetullah Hoyî için doktor getirilmesi rejim güçlerince engellenmiştir.

Neticede rejim güçlerince Bağdat Hastanesi’ne kaldırılan Ayetullah Hoyî, bu hastanede sözde tedavi altına alınan diğer taklid mercileri gibi (örneğin Şeyh Ahmed Kaşifülgıta, Ayetullah Hakim, Hacı Aga Hüseyin Kummî) 8 Safer 1413/8 Ağustos 1992’de şüpheli bir şekilde vefat etmiştir. Ölüm sebebi ve şekli hâlâ bilinmemektedir. Vefat ettiği saatlerce gizlenmiş, daha sonra Bağdat Radyosu’ndan duyurulmuştur. Necef’te ve başka şehirlerde cenaze töreni düzenlenmesi engellenmiş, naaşı birkaç talebesiyle oğlu Seyyid Muhammed Taki Hoyî’nin katıldığı küçük bir merasimle, 60 yıl boyunca ders verdiği Hadra Mescidi’nde toprağa verilmiştir.
Ayetullah Hoyî’nin kabri
Ayetullah Hoyî’nin vefatından sonra Ayetullah Gülpeygânî taklid mercii olmuş, onun Aralık 1993’teki vefatından sonra ise Ayetullah Hoyî’nin en seçkin öğrencilerinden olan Ayetullah Seyyid Ali Hüseynî Sistanî merci olmuştur. Ayetullah Sistanî halen bu görevini sürdürmektedir.

Eserleri
Ayetullah Hoyî, usul, fıkıh, rical ve tefsir alanlarında eserler vermiştir. İlk kitabı Nefehatü’l-i’caz fi reddi hüsnü’l-icaz’ı 1342/1924 yılında, 25 yaşındayken, Necef’te yayımlamıştır. Bu kitap, Amerikan vatandaşı Nasuriddin Zafir’in Hüsnü’l-icaz fi ibtali’l-i’caz adlı kitabına reddiyedir. Ayetullah Hoyî, 6 yıl sonra, 1348/1930 yılında ikinci kitabını yayımlamıştır. Ecvedü’t-takrirat başlıklı bu kitap, Mirza Nainî’nin ders notlarının ilk cildidir.

Ayetullah Hoyî’nin başlıca eserleri şunlardır:
Fıkıh: Minhacü’s-salihin, Tekmiletü’l-Minhac, Mebani Tekmileti’l-Minhac, el-Mesailü’l-müntehabe, Risale fi’l-libasi’l-meşkûk, Menasikü’l-hac, el-Mesailü’l-müyessere: el-İbadat ve’l-muamelat vifka fetava’l-Ayetillahi’l-uzma es-Seyyid Ebu’l- Kasım el-Musevî el-Hoyî, Bulgatü’t-talib fî Şerhi’l-Mekasib, Misbahu’l-fekahe fi’l-muamelât, ed-Dürerü’l-gavalî fi fürûi’l-ilmi’l-icmalî, Tenkihu’l-Urveti’l-vüska, Durus fi fıkhi’ş-Şia, el-Mesailü’ş-şeriyye, Tavzihu’l-mesail.
Fıkıh Usulü: Ecvedü’t-takrirat, Misbahu’l-usûl, Muhadarat fi usuli’l-fıkh.
Kur’ân İlimleri: el-Beyân fî tefsîri’l-Kur’ân, Nefehatü’l-i’caz.
Hadis: Mucemü ricali’l-hadis ve tafsilü tabakati’r-ruvat

Eserleri arasından Menasikü’l-hac (Caferî Fıkhında Hac Nasıl Yapılır, çev. Hüseyin Yeşil, Ankara 1990) ve Tavzihü’l-mesail  (Tam İlmihal, çev. Hüseyin Yeşil, İstanbul 1985) Türkçeye çevrilmiştir.

Ertuğrul Ertekin
_______________
kaynak: Nasırüddin Ensarî Kummî, “Nucum-i Ümmet: Hz. Ayetullah el-Uzma Hacı Seyyid Ebu’l-Kasım Hoyî”, Nur-i İlm, Sayı: 47, 1371, s. 52-100; Mehmet Torak, Hui, Ebü'l-Kasım”; Ayrıca Ayetullah Hoyî Vakfı'nın internet sitesinde yer alan biyografisi: Ayetullah Hoyî: Muhtasar-i ez Zindegânî.

23 Ekim 2014 Perşembe

Şeyh Murtaza Ensarî (1800-1864)

Şeyh Murtaza Ensarî

Kısaca Şeyh Ensarî diye anılan Şeyh Murtaza b. Muhammed Emin Ensarî, Gadir-i Hum Bayramı'na rastlayan 18 Zilhicce 1214/3 Mayıs 1800 tarihinde İran’ın kuzeyindeki Dizful şehrinde doğdu. Şeyh Ensarî’nin nesebi Hz. Peygamber’den 1540 hadis rivayet eden ve şehadetinden sonra İmam Hüseyin’in (as) ilk ziyaretçisi olan (bu esnada görme yetisini kaybetmişti) sahabî Cabir b. Abdullah el-Ensarî’ye (öl. 78/697-698) ulaşır. Âlim bir zat olan babası Muhammed Emin, 1248/1833-4 yılındaki veba salgınında; Şeyh Yakub’un kızı olan annesi ise, 1279/1862-63 yılında Necef’te vefat etti. Rivayet edildiğine göre Şeyh Ensarî’nin doğumundan önce annesi rüyasında İmam Cafer Sadık’ı (as) görmüştür. Rüyasında İmam Cafer Sadık’dan altın tezhipli bir Kur’ân alan annesi, rüyasını tabir ettirdiğinde, salih ve âlim bir erkek çocuğu olacağı müjdesini almıştır.

Şeyh Ensarî tahsiline babası Muhammed Emin’in yanında başladı ve ondan Arap edebiyatı ve başlangıç ilimlerini öğrendi. Daha sonra şehrin meşhur âlimlerinden olan amca oğlu Şeyh Hüseyin b. Ahmed Ensarî’den (ö. 1253/1837-38) fıkıh ve usul dersleri alan Şeyh Ensarî 1232/1817 yılında öğrenimine devam etmek için babasıyla birlikte Kerbela’ya gitti.

Kerbela’da Kerbela İlim Havzası reisi Seyyid Muhammed Mücahid (ö. 1242/1836-37) ile tanıştı. Seyyid Mücahid, Şeyh Ensarî’nin üstadı ve amca oğlu Şeyh Hüseyin Ensarî ile birlikte Seyyid Ali Tabatabaî’nin derslerine katılmıştı. Şeyh Ensarî’ye yakınlık gösteren Seyyid Mücahid, Şeyh Ensarî’yi küçük bir imtihana tabi tuttuktan sonra talebeliğe kabul etti. Dört yıl boyunca Seyyid Mücahid’in ve Şerifü’l-ulema Molla Muhammed Mazenderanî’nin (ö. 1245/1829-30) derslerine devam etti. Şeyh Ensarî, Osmanlı-İran münasebetlerinin bozulması ve 1234/1818’de Bağdat Valisi Kölemen Davud Paşa’nın Kerbela’ya yönelik baskıları üzerine buradan göç eden bazı ailelerle birlikte Kazımeyn’e gitti. O sırada ziyaret için memleketinden Atabat’a gelen bir kafile ile birlikte, kendisini görmek isteyen babasının yanına, Dizful’a döndü.
Şeyh Ensarî'nin el yazısı

Bir yıl memleketinde kaldıktan sonra 1237/1821-22 yılında Kerbela’ya dönen Şeyh Ensarî Şerifü’l-ulema’nın derslerine katıldı. Ertesi yıl Necef’e gitti ve Şeyh Musa Kaşifülgıta’nın (ö. 1241/1825-26) derslerine katıldı. Bir kez daha babasını ziyaret etmek için Dizful’a dönen Şeyh Ensarî 1240/1824-25 yılında İmam Musa er-Rıza’yı (as) ziyaret etmek için Meşhed’e hareket etti. Yolda Burucerd, Isfahan ve Kaşan ilim havzalarını ziyaret eden Şeyh Ensarî, Burucerd’de Şeyh Esedullah Burucerdî’nin (ö. yaklaşık 1271/1854-55), Isfahan’da Seyyid Bâkır Şeftî’nin derslerine katıldı. Kaşan’da dört yıl konaklayan Şeyh Ensarî, burada Molla Ahmed Nerakî’nin (ö. 1245/1829-30) derslerine devam etti. Molla Nerakî’den rivayet ve ictihad icazetleri alan Şeyh Ensarî Kaşan’dan Meşhed’e gitti.  Şeyh Ensarî'nin el yazısı

Meşhed’de beş ay ikamet eden Şeyh Ensarî, oradan Tahran’a geçti ve altı yıl süren yolculuktan sonra 1246/1830-31 yılında Dizful’a döndü ve memleketindeki ilim havzasının yöneticiliğini yaptı, dersler verdi. 1249/1833-34 yılında Necef’e dönen Şeyh Ensarî, burada kimi kaynaklara göre Şeyh Ali Kaşifülgıta’nın (ö. 1254/1838-39) kimine göre Cevahir’in müellifi Şeyh Muhammed Hasan Necefî’nin derslerine katıldı. Her iki üstadın derslerine bir ay boyunca devam eden Şeyh Ensarî, daha sonra kendi ders halkasını kurdu ve tedrise başladı. Şeyh Hasan Necefî’nin uygun görmesiyle onun vefatından (1266/1850) sonra Şiî mercilik makamının yöneticisi (zaim) kabul edildi ve on beş yıl boyunca, vefatına kadar bu görevini sürdürdü.

İshal salgınında hasta düşen Şeyh Ensarî, 17 Cemaziyelahir 1281/17 Kasım 1864 tarihinde Necef’te vefat etti. Cenaze namazını Seyyid Ali Tusterî kıldırmıştır. Kabri, Türk Mescidi olarak bilinen Necef’teki Şeyh Ensarî Mescidi’ndedir.

Şeyh Ensarî’nin 500-3000 talebesi olduğu söylenmiştir. Doğumunun 200. yılı anısına yayımlanan Şeyh Ensarî’nin Hayatı kitabında 316 talebesinin biyografisi yer almıştır. Talebelerinden bazıları şunlardır: Şeyh İbrahim Âl-i Sadık (ö. 1284 veya 1288/1868 veya 1872), Seyyid Muhammed Behbehanî (ö. 1963), Mirza Şirazî (ö. 1895), Şehid Hacı Mirza İbrahim Hoyî (ö. 1325/1907), Ahund Horasanî (ö. 1911), Mirza İbrahim Sebzevarî (ö. 1316/1898),  Şeyh İbrahim Kaftan (ö. 1279/), Mirza Habibullah Reştî (ö. 1312/1862), Şeyh Mevla İbrahim Kummî (ö. 1308/1890), Mirza Muhammed Aştiyanî (ö. 1319/1901), Seyyid Ebu’l-Kasım Hansarî (ö. 1280/1863).

1993'de İran'da düzenlenen 
Şeyh Ensarî'yi Anma Kongresi anısına basılan pul
Otuz civarında kitap ve risale kaleme alan Şeyh Ensarî’nin başlıca eserleri şunlardır: Feraidü’l-usul. (er-Risale adıyla da anılan eser defalarca basılmış ve birçok âlim tarafından şerh edilmiştir); el-Mekasib (el-Metâcir adıyla da anılmaktadır ve eser üzerine birçok şerh ve haşiye yazılmıştır. Bu iki eser Şiî ulemâsının büyük teveccühünü kazanmış ve Ahund Horasanî’nin Kifayetü’l-usul’ü ile birlikte Şiî medreselerinde en üst seviyede okutulan temel ders kitaplarını oluşturmuştur. Bu eserlerin çok kapsamlı olması sebebiyle daha sonraki ulemâ bunlara şerh ve haşiye yazmıştır); et-Tahare (Allame İbnü’l-Mutahhar el-Hillî’nin el-İrşad adlı eserinin şerhi olup birçok defa basılmıştır); el-Menasik; Haşiyetü Necati’l-ibâd (Hocası Şeyh Muhammed Hasan Necefî’nin eserine yazdığı haşiyedir); Mecmuatü’l-hidaye (Şeyh Ensarî’nin fetvalarından meydana gelmiş olup Muhammed Taki b. Muhammed Bâkır Yezdî tarafından derlenmiştir).

Ertuğrul Ertekin
__________________